RESMİN ÖYKÜSÜ

Views:
 
Category: Education
     
 

Presentation Description

(17)-Romantisizm (1)

Comments

Presentation Transcript

Slide 1: 

RESMİN ÖYKÜSÜ HAZIRLAYAN : ONUR AYANGİL TIKLAYARAK İLERLEYİNİZ. SESİ AÇINIZ. Romantisizm (1)

Slide 2: 

XVIII. yüzyılın sonlarına doğru romantisizm adlı yeni bir atılım tüm Avrupa’ya kasırga gibi yayılmaktadır. Romantik ressamlar neoklasik öğretiyi bir kenara bıraktılar, aka-demik kuralları göz ardı ettiler. Sıcaklığını yitirip so-ğumaya yüz tutan geçmişi betimlemek yerine, coşkusu ile, heyecenı ile, hatta korku ve dehşet sahneleri ilr sımsıcak bir güncelliği seçtiler. Yeni konu yeni teknik getirdi. Desen önemini yitirdi. Duy-gusallığı yansıtmadaki yetisi ile renk ön plana geçti. Romantisizm ülküselleştirilmiş doğanın, yapıta da yansı-yacak bir coşku, duygusallık ve duyarlıkla ele alınıp, yo-rumlanmasıdır. Kompozisyona egemen olan matematiksel anlayışa ve yapıtı oluşturma aşamasında aklın devreye girmesine karşıdır. Romantisizme başlarken, bu yeni atılımın öncülerinden olan ve romantik Fransız ressamlarını etkileyen ünlü İspanyol ressam Francisco Goya y Lucientes’i (1746-1828) anmanın tam sırasıdır. Goya dünya ve din düzenine karşı inancını yitirmiş bir insana özgü yırtıcılık ve acımasızlıkla içinde yaşadığı ortamın çarpıklıklarını betimledi.

Slide 3: 

Goya gördüğü gerçeğin değil, içinde yaşadığı ve kendisi ile bütünleştiği gerçeğin resmini yapıyordu. İspanya’nın Napolyon tarafından işgali üzerine yaptığı “3 Mayıs idamları” adlı yapıtında Fransızlar’a karşı direnen İspan-yollar’ın kurşuna dizilmesi sahnesi betim-lenmiştir. Goya’nın olayın ertesi günü, olay yerine gittiği ve yerde hala yatan cesetlerin üzerine eğilip, kanlarıyla mendilini ıslattığı ve sonra da bu kanlı mendili bir duvara sürtmek suretiyle yapıtının ilk taslağını bu duvarın üzerinde oluşturduğu söylenir. O, öncüllerinin yaptığı gibi, dingin dinsel ko-nuları işleyeceği yerde, düşman zulmü al-tında ezilen bir ülkenin acısını dile getiriyor. Yapıtında ülküsel bir güzellk göremezsiniz; zira sanatçı için önemli olan, duyumsadığı acı ve ezilmişliği izleyiciye yansıtabilmektir. Goya-3 Mayıs idamları

Slide 4: 

Goya-Boğa güreşçisinin ölümü

Slide 5: 

Goya-Boğa güreşi

Slide 6: 

Goya-Alba düşesinin portresi

Slide 7: 

Goya’dan 2 resim Çıplak Maya Giyinik Maya

Slide 8: 

Goya-Engizisyon mahkemesi

Slide 9: 

Goya “Kar fırtınası”

Slide 10: 

Goya-Şemsiye

Slide 11: 

Goya-Tutukevi

Slide 12: 

Goya-Yangın

Slide 13: 

Goya-Yaralı duvarcı ustası

Slide 14: 

Sözünü edeceğimiz ikin-ci Fransız ressam ise, Théodore Géricault’dur (1791-1824). Géricault klasik anlayıştan tam anlamıyla kopamama-sına karşın, romantik türde de yapıt vermiş, geçiş dönemi ressamı olarak kabul etmenin daha doğru olacağı bir sanatçıdır. O, figürlerin-deki heykelsi yapıyla Michelangelo’yu anım-satmaktadır. Yanda sanatçının “Deli Kadın” adlı tablosunu görüyorsunuz.

Slide 15: 

Géricault’nun en tanınmış yapıtı kabul edilen “Medusa’nın Salı” adlı resimde Michelangelo etkisini görüyoruz. Denize açılmaya henüz hazır olmayan Medusa adlı firkateyn bir emirle limanı terkeder. Ama korkulan olur ve gemi batar. Bir sal üzerinde çetin günler geçiren felaketzedelerin bir bölümü kurtulmayı başarır. Geri kalanlarsa, ya yorgunluktan ölmüş ya da çıldırmıştır. Géricault olaydan etkilenmiştir ve bu esinle ünlü tabloyu yapar. Resim, uzakta bir geminin göründüğü anı betimlemektedir. Kazazedelerin bir kısmı sevinç çığlıkları atarak salın ön tarafına koşmaktadır. Sol-daki yaşlı adam tüm gücünü ve umudunu yitirmiş, elini belki de korumak içgüdüsüyle, önünde yatan oğlunun üzerine koymuştur. Felaketzedelerin ceset-leri denize atacak kadar bile güclerinin kalmadığını görüyoruz. Nitekim sağ tarafta bir ceset, yarısı salda, diğer yarısı dalgaların içinde, salla birlikte sürüklenmektedir. Bu tablo, ışık-gölgelerdeki kon-trastlığın dramatikliğine karşın gene de, egemen kahverengi tonuyla, desene verilen önemiyle, çıplak figürlerin heykelsi yapısıyla, klasik anlayışa daha yakındır. Géricault-Medusa’nın Salı.

Slide 16: 

Géricault’nun esas ro-mantizmini portrele-rinde ve Epsom at ya-rışlarını betimleyen re-simlerinde görüyoruz. Bu açıdan, yandaki “Sakallı adamın portre-si” adlı resmi dikkatle izleyelim…

Slide 17: 

Géricault-” Epson derbisi”. Hızı vurgu-lamak için atlara verilen aerodinamik formu gözden kaçırmayalım.

Slide 18: 

Géricault-Kopuk başlar.

Slide 19: 

Géricault genç yaşta ölmüş olmasaydı belki de, yeni ha-reketin başını çekecekti. Ancak onun vakitsiz ölümüyle bu onur başka bir Fransız’a, Ferdinand Eugene Delacroix’ya (1798-1863) kalmıştır. Hiçbir zaman klasik resme inan-mayan Delacroix klasisizme karşı oluşturulan devrimin önderi olmuştur. Resimde rengin çizgiden, hayalgü-cününse bilgiden önce geldiğini ileri sürüyordu. Sanatçının, X. Charles’ı devirip, yerine burjuva sınıf yanlısı Louis Philippe’i getirmeyi amaçlayan başkaldırıyı betim-leyen “Halka önderlik eden özgürlük” adlı tablosu, Paris sokaklarında halkla kralın askerleri arasındaki savaşı anlatması yanında, ikinci bir anlam daha taşımaktadır: tüm Fransa’yı eline geçirmeye çalışan tutucu klasik üslup da, aynen X. Charles gibi tahtından indirilmelidir. “Halka önderlik eden özgürlük” Ortada Fransa’yı simgeleyen bir genç kızın devrim sancağını taşıdığını görüyoruz. Bu yeniyetme kendini top-lumsal coşku-ya kaptırmış. Bu adam halkın dev-rime desteğini sim-geliyor. Burjuva sınıfın temsilcisi. Dramatik ışığı, renkleri, konu seçimi, kompozisyonun devingenliği ve ritmiyle tam bir romantik yapıtla karşıkarşıyayız.

Slide 20: 

Delacroix- Cezayirli kadınlar.

Slide 21: 

Delacroix-Dante’nin kayığı

Slide 22: 

Delacroix-”Sakız adası katliamı”. 1822 yılında, bağımsızlıklarını isteyen Sakız adalılara Osmanlı ordusunun saldırıp, ka-dın, çocuk demeden yaklaşık 40000 kişiyi öldürmesinden etkilenen sanatçı bu tabloyu yap-mıştır.

Slide 23: 

Delacroix-Sardanapal’in ölümü.

Slide 24: 

Delacroix-Tancalı fanatikler.

Slide 25: 

Delacroix tarafından romantizm uğruna ve-rilen uğraş, karşısın-da başka bir Fransız ressamı buldu, Jean Auguste Dominique İngres (1780-1867). İngres için desen her şey demekti. Sanatçı, Akademi müdürlüğü-ne getirildiğinde, çiz-ginin resimdeki öne-mini korumak için çok katı kurallar koydu. İngres-Bay Bertin’in portresi.

Slide 26: 

İngres dönemin beğenisine uyarak nü çalışmaya yöneldi. Gördüğünüz “Odalık” adlı tablosu da bu tür çalışmalardandır. Ancak resmi inceledi-ğimizde, figürün ülküselleştirilmiş olduğunu, estetik uğruna anatomik gerçeklikten ödün verildiğini ve rengin önem kazandığını görüyoruz.

Slide 27: 

Ingres-Leonardo da Vinci’nin ölümü.

Slide 28: 

Ingres-Odalık ve köle

Slide 29: 

Ingres “Türk hamamı”

Slide 30: 

Şu ana kadar romantik ressamların hep doğa dışı konulara yöneldiklerine tanık olduk. Oysa doğa, sınırsız renk ska-lası, çizgiden çok renklerin ön plana çıktığı dokusu, umut dolu gündoğumları ve hüzünlü günbatımlarıyla, dingin gö-ğü, coşkulu deniziyle romantik resme daha elverişli bir esin kaynağı oluşturmalıydı. İşte bu verimli esin kaynağına yönelip, ondan yararlanmayı düşünenler İngiltere’den çık-tı. John Constable (1776-1837) manzara resminde devrim yarattı. Alışılagelen manzara resmi tekniğini bir kenara atmıştı sanatçı. O güne kadar, manzara ressamları ağaç yapraklarını kahverengi yaparlardı. İlk kez Constable yaprağı yeşile kavuşturdu ve ondan sonra da yapraklar hep yeşil yapıldı. Sanatçı doğada gördüğü gerçek renkleri tualine yansıtmaya özen gösterdi. Bu iş kolay değildi. Zira tuvale konan katıksız beyaz bile, göğün aydınlığından daha koyuydu. O zaman göğü daha koyu yapmak gerekiyordu. Bu kez de göreceli olarak diğer renklerin de koyultulması gerekirdi. İşte Constable, tabloyu kasvetli bir karanlığa boğmadan bu işi becermenin yolunu bulmuştur. Bunu, boyayı yedirerek sürmek yerine, fırçaya bol boya alarak, kalın fırça darbeleriyle ve boyayı tabakalar halinde sürmekle elde etmiştir. Çoğu kez sanatçı, renkleri paletinde karıştırmak yerine, onları tuvalinde yan yana getirmeyi, renkleri karıştırma görevini izleyicinin göz-beyin-imgelem dizgesine bırakmayı yeğlemiştir. İşte Constable’ın resme getirdiği, yaprakları kahverengi yerine yeşile boyamak ve kalın boyalı fırça dokunuşlarıyla daha aydınlık resim yanılsaması elde etmekten oluşan bu iki yenilik, ilerde göreceğimiz Barbizon Okuluna mensup ressamlara esin kaynağı olmuştur. Renkleri yanyana koyup, karışmış izlenimini izleyiciye bırakmakla da, 40-50 yıl sonra boy gösterecek olan empresyonist akıma düşün babalığı yapmış oluyordu. Constable-Beyaz ev

Slide 31: 

Constable-Brighton sahili

Slide 32: 

Constable-Çiçek bahçeleri

Slide 33: 

Constable-Fırtınalı havada manzara

Slide 34: 

Constable-Saman arabası

Slide 35: 

Constable-Wivenhoe parkı

Slide 36: 

Gene bir İngiliz manzara ressamı olan Joseph Mallord william Turner ise (1775-1851) çok farklıdır. Fransız ressam Claude Lorrain’in sanatına tutkun olan Turner, ilk yapıtlarında bu ressamın etkisinde kalmıştır. Ancak ilerleyen yıllarda, renk ve ışık tutkusu ön plana geçmiş ve bu tutku sayesinde sanatçı rengin parlaklığını ve doğanın aydınlığını en iyi veren ressam olarak tanınmıştır. Bir çok sanatçı güneşin göz kamaştıran parlaklığını tuvaline aktarmada başarılı olamamıştır. Turner ise, Lorrain’in kullandığı bir hileden yararlanarak güneş resmi yapmada başarıya ulaşmıştır. Bu hile, güneşi ya bir bulut arkasında betimlemek, ya sisli ya da puslu bir havadan yararlanmak, yahut da, parlaklığın çok azaldığı günbatımı saatlerini seçmektir. Turner’in ışık dolu, pırıl pırıl resimlerinin Lor-rain’inkilerden farkı, Lorrain’in dingin ve yalın dış dünyası yerine Turner’da devingen bir gözalıcılığa rastlamamızdır. Turner resimlerine dramatikliği arttıracak her türlü etkiyi koymaktan çekinmemiştir. Turner-”Teknelerin savaşı”. Güneşin betimlenmesine dikkat edelim…

Slide 37: 

Turner-Eski Roma

Slide 38: 

Turner-San Giorgio

Slide 39: 

Turner-Sisli sabah

Slide 40: 

Turner-Trafalgar savaşı

Slide 41: 

Turner-Venedik, Büyük Kanal

Slide 42: 

Turner-Yağmur, buhar, hız. Bulutlar, dumanlar, sis ve buhar dolu bir atmosferde nesnelerin nasıl eriyip, madde dışı varlıklara dö-nüştüğünü görüyoruz. Devam edecek [email protected]