logging in or signing up Kanuni Sultan Süleyman Ve Hürrem Sultan Türbesindeki Çiniler ugur89 Download Post to : URL : Related Presentations : Share Add to Flag Embed Email Send to Blogs and Networks Add to Channel Uploaded from authorPOINT lite Insert YouTube videos in PowerPont slides with aS Desktop Copy embed code: (To copy code, click on the text box) Embed: URL: Thumbnail: WordPress Embed Customize Embed The presentation is successfully added In Your Favorites. Views: 698 Category: Entertainment License: All Rights Reserved Like it (0) Dislike it (0) Added: July 11, 2011 This Presentation is Public Favorites: 0 Presentation Description No description available. Comments Posting comment... Premium member Presentation Transcript Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın Türbesindeki Çiniler: Hazırlayan:UĞUR KIRIK Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın Türbesindeki ÇinilerSlide 2: Osmanlı Devleti’nin tarih boyunca en önde gelen şahsiyetlerinden biri olan,onuncu Osmanlı padişahı, Avrupalıların “Suleiman The Magnificent” yani “Muhteşem Süleyman” adıyla andıkları Kanuni Sultan Süleyman gerek Osmanlı gerekse Avrupa coğrafyasında söz sahibi olmuş,önemli işlere imza atmış,hukukçu,şair,sanatkar ve zanaatkar,İslam halifesi olmak gibi vasıflara sahip güçlü bir devlet adamıdır.Yaklaşık 46 sene tahtta kalmış ve Osmanlı topraklarını en geniş sınırlarına ulaştırmış ve 16. yüzyıla damgasını vurmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun bu devri, toprak genişliği haricinde,mimari,musiki,edebiyat,el sanatları gibi alanların at başı şeklinde ilerlediği ve zirvede olduğu bir devir olmuştur. KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE 16. YÜZYIL ORTAMISlide 3: “Her çağ kendi dehasını yaratır” söylemi doğrultusunda bakıldığında, Osmanlı ülkesinde,16.yüzyılın dehası olarak adlandırabileceğimiz tek kişi şüphesiz ki “Mimar Sinan”dır.Osmanlı’ya asker olarak katılmış,edindiği birikimler ve kabiliyetleri sayesinde Osmanlı’nın baş mimarı olma mertebesine kadar ulaşmış ve 3 padişahın,Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566),II.Selim (1566-1574) ve III.Murad’ın (1574-1595) hizmetinde çok sayıda eserler meydana getirmiştir. MİMAR SİNAN (Doğum Tarihi: 1490 / Vefat Tarihi : 17 Temmuz 1588 )Slide 4: Mimar Sinan, 1490’da, Kayseri'nin Ağırnas köyünde dünyaya geldi. 22 yaşında, Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı sırasında başlatılan ve Rumeli'de olduğu gibi Anadolu'dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama nedeniyle İstanbul 'a gelişinin ardından, orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı'na giren ve dülgerliği öğrenen Sinan, burada, yapı işlerinde de görev alırken, çağın önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını da elde etti. 1514'te Çaldıran Savaşı ve 1516-1520 arasında yapılan Mısır seferlerinden sonra, İstanbul'a dönüşünün ardından Yeniçeri Ocağı'na alınan Sinan, Kanuni döneminde, 1521'de katıldığı Belgrad, 1522'deki Rodos seferlerinden sonra subaylığa yükseldi. 1526 yılında, yayabaşı olarak çıktığı Mohaç seferinden sonra, cephane sorumlusu görevi verilen Mimar Sinan, 1529'da Viyana, 1529 - 1532 arasında Almanya, 1532-1535 arasında da Irak’a düzenlenen, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Son Bağdat seferinde, Van Gölü'nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması, Sinan’a Haseki unvanını getirdi. 1536'da Pulya seferlerinin ardından çıkılan, 1538 yılındaki Moldova seferinde, Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekerek, Yüksek Dergah Mimarları Başkanı olan ve 1539’da, Mimar Acem Ali'nin ölümü üzerine onun yerine Saray Başmimarı olan Sinan, ölümüne kadar, güncel devlet sisteminde bayındırlık bakanlığı adını almış bu görevi sürdürdü. Daha sonra ordunun yapı ihtiyacını karşılamaya yönelik kollarda çeşitli görevler üstlenen ve bu çalışmalarıyla öne çıkan Sinan, katıldığı yapım ve onarım çalışmalarıyla ve orduyla birlikte sefere gittiği yerlerde gözlemlediği farklı mimari yapılarla kendini eğitti.Slide 5: Artık Yeniçeri ordusunda bir asker değil, istihkâm işlerinin idare ve tasarımından sorumlu olarak görevli yapan biri olarak Mimar Sinan’ın ilk yapıtı, 1536 -1537 arasında yaptığı, Halep’teki Hüsreviye Camisi’dir. İstanbul’daki ilk yapıtı 1539’da inşa edilen Haseki Külliyesi olan Sinan’ın, mimarbaşı olduktan sonraki ilk büyük ve önemli yapıtı ise, 1543-1548 seneleri arasında yapılan, kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak tanımladığı dönemde yaptığı, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülü olan, içerde daha aydınlık bir mekan yaratmanın amaçlandığı ve dış görünümün kitlesel etkisi azaltılan, İstanbul’daki Şehzade Mehmed Camisi’dir. Daha Sonra yaptığı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camisi'nde, yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekan elde etmeyi deneyen Sinan’ın, kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı, Osmanlı - Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri olan Süleymaniye Camisi ve Külliyesi'nin yapımında, İstanbul'daki Bayezid Camisi'nde kullanılan taşıyıcı sistem tekrarlanarak, dört ayak üstüne oturan kubbe, mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.Slide 6: Mimar Sinan’ın klasik dönem olarak adlandırılan mimarlık anlayışı Ayas, Şecca, Acem Ali, Küçük Sinan, Davut Ağa, Ahmet Ağa, Kemalettin, Yusuf Mehmet Ağa, Süleyman Ağa, Muslihiddin, Hüseyin Çavuş, Hacı Hasan, İbrahim gibi mimarlar tarafından sürdürülmüştür. 17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldüğünde ardından yüzlerce mimari eser bırakan Mimar Sinan’ın beyaz taşlı, sade bir yapı olan türbesi, Süleymaniye Külliyesi’ndeki, Haliç duvarının önündedir. Mimar Sinan, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında en büyük rolün sahibiydi. Elli yıla yakın süreyi kapsayan, Osmanlı Devleti’nde yaptığı mimarlık görevi boyunca, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle, zirveye taşıdığı Osmanlı - Türk mimarlığının bireşim sürecini tamamlayarak, arayış aşamasından, klasik döneme geçiren ve hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde oldu. Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı - Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkaran Mimar Sinan, birçoğu İstanbul’da olan, 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret ve 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam ve kaydı olmayanlarla beraber, üç yüz elliyi aşkın yapının baş mimarlığını üstlendi.Slide 8: SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ Kanuni Sultan Süleyman kendi külliye ve camisini yaptırmak için uzun süre beklemiş ve bu arada Mimar Sinan hazırlık ve araştırmalar yapmıştır.Külliyenin inşası için Eski Sarayın bulunduğu yer seçilmiştir.Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinden külliyenin inşası için çeşitli malzemeler getirtilmiştir. Hicri 957(1550) -964(1557) yılları arasında külliye genel şema itibariyle bitirilmiştir.Slide 9: Darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan'ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenleme ve Türklerin dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneği kabul edilen Süleymaniye’de, kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu ve İstanbul'un Haliç'e bakan tepelerinden birinde yer alan bu yapı, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alındı ve yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek, Sinan'ın mimarlığının yanı sıra, organizasyon ve örgütlemedeki becerisini de açığa çıkardı.SÜLEYMANİYE CAMİ: SÜLEYMANİYE CAMİ Külliyenin merkezinde bulunan ve en önemli unsurunu oluşturan cami, İstanbul’un yedi tepesinden birinin üzerine inşa edilmiş olduğundan, karadan ve denizden muazzam bir görünüme sahiptir. Caminin yapımı sırasında 60 yaşında olan Sinan,Beyazıd Cami’nin iki yarım kubbeli planını kullanımıştır.Önünde revaklı şadırvanlı avlusu ile,caminin iç mekanıyla dış düzenlemesi bir bütün olarak düşünülmüştür.26.50 m çapında ve 53 m. yüksekliğinde olan kubbesi dört ağır paye üzerine oturarak,giriş ve kıble tarafında ortalama 40 m. yüksekliğinde iki yarım kubbe ile desteklenmiş.Yarım kubbeler ikişer çeyrek eksedrayla genişletilmiştir.Yan nefleri beşer kubbeyle örterek birbirine eşit kubbelerin monotonluğu yerine bir büyük bir küçük kubbe ritmi ile değişik bir etki yaratmıştır.Slide 15: Sultan III.Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in sünnet düğünü için yapılan şenlikleri anlatan Surname-i Hümayun’dan Süleymaniye Camii’nin maketinin geçirilişini gösteren bir minyatür.Slide 16: Çinicilik sözcüğü, halk arasında, hem sırlı duvar kaplamaları hem de kap-kacak türünden ev eşyalarını tanımlamıştır. Diğer taraftan bilimsel yayınlarda ise, zamanla bu tanımlama değişmiş; kâse, tabak vazo gibi kap kaçak türünden eşyalara seramik, duvar kaplamalarına ise çini adı verilmeye başlanmıştır. İslâm sanatı tarihi içinde önemli bir yer tutan Türk çini ve seramik sanatının geçmişi, 8.,9. yüzyıllarda Uygurlara kadar dayandırılmaktadır. Büyük Selçuklularla başlayan köklü gelişim daha sonra Anadolu Selçukluları ile sürdürülür. Anadolu Selçukluları hiç kuşkusuz seramik sanatının oluşumunda, bulunduğu bölgenin kültür mirasından ve özellikle Büyük Selçuklulara ait seramik tekniklerinden etkilenmiştir. Ancak 13. yüzyılda Anadolu'da gelişen kendine özgü Selçuklu mimarisi, başarılı bir sentezin ürünüdür. Çininin bir süsleme unsuru olarak sivil ve dinî mimaride kullanımı yine bu dönemde başarıyla gerçekleştirilmiştir. 15. yüzyılın sonu 16. yüzyılın başı, Osmanlı çini ve seramik sanatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu dönemde faaliyet gösteren en önemli üretim merkezi yine İznik'tir. Osmanlı saray nakkaşhanesinde usta nakkaşların elinden çıkan desenler, İznik'e yollanıp orada uygulanıp, pişirilmektedir. ÇİNİSlide 17: Çini sanatının bilinen ve en parlak dönemini oluşturan "Kırmızılı Sıraltı Tekniği"ndeki çini ve seramiklerde, sıraltına, kobalt mavisi tonları, firuze, yeşil, siyah, kahverengi ve kabarık mercan kırmızısı ustalıkla uygulanmıştır. Desenlerde hatayi, rumî ve bulut üslûbu kompozisyonlar sürerken, bunların yanında saray baş nakkaşı Karamemi'nin ekolü olarak kabul edilen, natüralist üslûpta çiçekler benimsenmiş; lâle, karanfil, sümbül, gül, zambak, nergis, menekşe gibi çiçeklerin yanı sıra servi, bahar dallan, üzüm-asma yapraklan, meyve ağaçlan serbest kompozisyon anlayışı içerisinde yeni düzenlemelere imkân sağlamıştır. Ayrıca çinilerden farklı olarak kaya-dalga motifleri, kalyonlar, balık sırtı zemin bezemeleri ve hayvan figürleri çok çeşitli seramik formlarda karşımıza çıkan diğer motiflerdendir. Kırmızılı sıraltı tekniği adı altında üretilen çinili eserlerden, kırmızı rengin kullanıldığı ilk örnek Süleymaniye Camii'nin (1557) çinileri olarak gösterilir.Bunu izleyen yıllarda Hürrem Sultan Türbesi (1558), Rüstem Paşa Camii (1561), Kanuni Sultan Süleyman Türbesi (1566), Kadırga, Sokollu Mehmet Paşa Camii (1572), Piyale Paşa Camii (1573) gibi birçok cami ve türbeler bezenmiştirSlide 18: Bezeme programının mimariyle ilişkilendirilmesi dendiğinde, aklımıza gelen ilk isim kuşkusuz Mimar Sinan'dır. Titizlikle sarayda hazırlanan süsleme programlarının Sinan'ın kontrolünde İznik'e sipariş edildiği bu sayede kaliteli üretimin uzun yıllar sürdürüldüğü bilinmektedir. Cami ve türbelerde çini bezemeler mimari öğelere bağlı, belli kurallar içinde gelişir. Çinili alanlar yapının mimari strüktürünü belirleyecek şekilde mimar tarafından önceden tespit edilmiştir. Çini kaplamalar mihraplarda, mihrap yan duvarlarında, pencere ve kapı alınlıklarında, pandantiflerde, nadiren minber külâhında, kuşak yazılarında, son cemaat yeri duvarlarında kullanılır. Bu alanlar pano, süpürgelik, ulama çini, bordür formlar, kemerli veya dikdörtgen alınlıklar, köşebentler içinde yapıyla uyum sağlayacak şekilde desenlendirilir ve renklendirilir. Çinilerle bezeli yapılarda, lâle, karanfil, gül, sümbül motiflerinin yoğunluğunun yanı sıra, bahar dalları, zambak, süsen, peygamber çiçeği, zerrin, Manisa lâlesi, afyon motifi, kokulu menekşe, üzüm salkımları, servi ağacı, meyveli ağaçlar, kandil, vazo formları, mermer taklidi desenler, sülüs, nesih kitabeler, "S" şeklinde soyut formlar, kuvvet sembolü çintamâni gibi zengin çeşitte motifler kullanılmıştır. 16.YÜZYIL YAPILARINDA ÇİNİ KULLANIMISlide 19: Rüstem Paşa Cami.1561 Süleymaniye Cami,pencere alınlığı, Ahmet Karahisari.1559Slide 20: Osmanlı Devletinin kuruluşundan 16.yüzyılın ortalarına kadar geçen süreçte,çini-seramik alanında değişik teknik,desen ve renkte üretimler yapılmıştır.Ancak 16.yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde kompozisyonlarda değişmeler görülür.Saray Nakkaşbaşı Şahkulu ve onun öğrencisi Karamemi’nin ortaya koyduğu çalışmalar Osmanlı çini sanatının ayrı bir koldan gelişmesini sağlamıştır.Nakkaşbaşı Şahkulu’nun meydana getirdiği İran etkili saz üslubunun ana esasını kıvrık,sivri uçlu,hançer formundaki iri yapraklı hatayilerin ortasından çıkan ejderler,periler,simurglar,çeşitli hayvanlar oluşturur. 16.YÜZYIL ÇİNİLERİNE YANSIYAN DESENLER Nakkaşbaşı Karamemi Şahkulu’ndan etkilenmiş olsa da kendi zevkine ve görüşüne daha uygun işlere imza atmıştır.Doğa görüntülerini stilize ederek kendine has kompozisyonlar oluşturmuştur.Karamemi’nin yapmış olduğu en önemli işler Kanuni Sultan Süleyman’ın Muhibbi mahlasıyla yazmış olduğu şiirlerinin toplandığı Muhibbi Divanı’nın ve bu döneminin en önemli hattatlarından biri olan Ahmet Karahisari’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine hazırladığı,bugün Topkapı Sarayı Müzesinde saklanan büyük boyutlu Kur’an-ı Kerim’in tezhiplerini yapmaktır.Slide 21: Nakkaşbaşı Karamemi-Muhibbi Divanı Nakkaşbaşı Şahkulu-Saz ÜslubuSlide 22: 1641’de inşa edilen Topkapı sarayı Sünnet Odasının cephesinde yeniden kullanılmış olan, firuzeli mavi-beyaz çini panolar, Şah Kulu’nun resimleriyle karşılaştırıldığında, onun tasarımıyla gerçekleşmiş gibi gözükürler. Yine, 1561 yılında Mimar Sinan tarafından tamamlanmış Eminönü Rüstem Paşa Caminin ana mekânındaki duvar çinilerinin bazılarının tasarımı, saz üslûbundaki resimlerle paralellik gösterir. Topkapı Sarayı Sünnet Odası.1525-1550Slide 23: Kanuni Döneminden Kalma Bir Kaftandan Detay.1550 civarı. Hatayi üsluplu tabak.1530 civarı. Bu dönemde görülen desenler yalnızca tezhip eserleriyle ve duvar çinileriyle kalmamıştır.Yine aynı şekilde keramik kap ve tekstil eserleri üzerinde bu desenlerin çok çeşitlemeli bir şekilde kullanıldığı görülür.Slide 24: Bilindiği üzere İslam örf ve adetine göre ceset,derinliği ve ölçüleri fıkıh kitaplarında belirlenen mezara konulmak suretiyle toprağa verilir.Yine aynı kaynaklara göre mezarda değeri haiz malzemenin kullanılması,lahit veya şak tabir olunan cesedin yerleştirildiği bölümün taş veya tuğla ile örtülmesi ve mezarın tahta,kireç veya tuğla ile yapılması uygun görülmemiştir. İslamiyet'in geniş fütuhatla kısa bir sürede Arabistan Yarımadasından taşarak yeni medeniyetlerle karşılaşması ve özellikle iki büyük medeniyetle yakın temasa gelmesi,karşılıklı kültür alış-verişine sahne olmuş ve siyasi,iktisadi,ticari,askeri ve sosyal alanlarda olduğu gibi sanat alanında da bunun tesir ve tezahürleri görülmüştür.Emevi ve Abbasilerden kalmasına karşılık bu devirden bir tek türbe,Kubbet’üs - Süleybiye günümüze ulaşmıştır.Samarra’da,862 de vefat eden Halife Muntasır adına inşa olunan bu türbe,kubbeyle örtülü merkezdeki kare mekanın,sekizgen bir koridorla çevrelenmesiyle Kubbetü’s-Sahra’nın plan tertibini hatırlatır.Bu türbenin vücuda getirilmesinde başlıca amilin,bir Hıristiyan olan Halife Muntasır’ın annesi olduğu kabul edilir.Ancak İslam dünyasında,türbenin yaygınlaşmasında ve mühim örneklerin ortaya çıkmasında en büyük rolü Türklerin oynadığı anlaşılmaktadır. TÜRBESlide 25: 9. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İslamiyet’i benimseyip kabul etmeye başlayan Türklerin, Karahanlılar’dan Osmanlılara kadar uzanan çok geniş bir zaman süresi içinde,hakim oldukları geniş topraklarda sayısız türbe vücuda getirmeleri bu kanaatimizi destekler mahiyettedir.Kerpiç ve tuğla kullanılarak yapılan Karahanlı türbeleri kare planlı kübik gövdeli yapılardır.Büyük Selçuklular zamanından,daha çok ve daha zengin örnekler günümüze ulaşabilmiştir.Değişik tipte yapılmış bu türbelerden çoğunun cepheleri zengin tuğla süslemeye sahiptir. Bu devirde yapılmış türbeleri,genel olarak,kübik gövdeliler,poligonal gövdeliler ve silindirik gövdeliler olmak üzere,üç tipte toplamak mümkündür.İçte kubbe,dışta ehrami veya mahruti külahla örtülü bulunan bu türbelerden çoğu iki katlıdır.Alt katlar mumyalanmış cesetlerin muhafazasına,üst katlar ise Kur’an okumaya,dua edilmeye mahsustur.Alt katların,Türklerce öteden beri bilinen mumyalama adetinin,İslamiyeti kabulden sonra da devam ettirilmesinin tabii sonucu olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere,Hun Türkleri devletin ileri gelenlerinin cesetlerini,mumyalayarak kurgan denilen mezarlara kıymetli eşyası ile birlikte gömüyorlardı.İslamiyetin kabulü ile bu köklü anane,yeni dinin icaplarıyla telif edilerek,iki katlı türbe tipinin doğmasında amil olmuştur.Böylece Osmanlıların ilk devirlerine kadar sürecek olan mumyalaşmış cesetler alt katta korunmuş,üst kat ise ölünün ruhunu taziz için kullanılmıştır. Sultanlara,hanedan mensuplarına,ileri gelen devlet adamlarına,din alimlerine ve velilere türbeler yapılırdı. II.Murad’ın günümüze ulaşan ve mezarın üzerine kurulacak olan türbesinin tarif ve tavsiyesine de yer veren vasiyetnamesi,onun,Hz.Peygamber’in sünnetine uymak hususundaki samimi inancını ifade ettiği kadar,eski hükümdarların cesetlerinin mahzene konulmasının İslam prensipleriyle bağdaşmadığını ima ile,daha önceki tatbikatın sünnete uygun olup olmadığına dair zihinlerde bazı endişelerin bulunduğuna da işaret etmektedir. Bazı türbelerin günümüze ulaşan vakfiyelerinde,türbede görevli olan bir çok personel tek tek zikredilerek,türbelerdeki günlük faaliyet adeta gözler önüne sürülmektedir.Zengin vakıflara sahip Fatih Sultan Mehmed,Hürrem Sultan,Kanuni türbeleri ile diğer bazı türbelerde,türbedar,eczahan,hafız-ı Kur’an, buhuri,saka,ferraş ve noktacı gibi zengin bir kadro vazife yapıyordu.Slide 26: Bu devrede ç ok değişik tiplerin denenmediğini fakat belirli birka ç tipin en abidevi ve en olgun ö rneklerinin verildiğini görüyoruz.Ger ç ekten de bu devir Osmanlı hanedan t ü rbelerini,dış g ö vdeleri itibariyle,k ü bik g ö vdeliler,poligonal g ö vdeliler,a ç ık t ü rbeler gibi,ancak Erken Devir t ü rbelerinde g ö rd ü ğ ü m ü z kadar belli başlı birka ç tipe ayırabilmekteyiz.Bununla birlikte yukarıda da ifade edildiği gibi,bu tiplerle bu tiplerin ö nemli ö rneklerinin v ü cuda getirildiğine şahit olmaktayız.Revakın adeta b ü nyenin ayrılmaz bir unsuru olarak g ö vdeye bağlandığı bu devir t ü rbelerinin bir alt kat (mumyalık) ihtiva etmedikleri anlaşılmaktadır. Klasik Devir Hanedan T ü rbelerinde G ö r ü len Plan Tipleri Şunlardır; 1- K ü bik G ö vdeliler a-) Yalnızca K ü bik Bir G ö vdeden İbaret Olanlar b-) Eyvanla K ü bik G ö vdenin Birleşmesinden Meydana Gelenler 2- Poligonal G ö vdeliler a-) Altı Kenarlılar b-) Sekiz Kenarlılar b.1-) Dış ve İ ç Kenar Sayısı Eşit Olanlar b.2-) İ ç Kenar Sayısı Sekizden Fazla Olan T ü rbeler--------------------- Hürrem Sultan Türbesi b.3-) Dışta Sekizgen İ ç te Ha ç vari Planlı Olanlar--------------------- Kanuni Sultan Süleyman Türbesi b.4-) Dışta Sekizgen İ ç te Galerili Olanlar 3- A ç ık T ü rbeler 4- M ü nferid Planlılar 16.YÜZYIL TÜRBE MİMARİSİ Hakkı Önkal-Osmanlı Hanedan Türbeleri-Türk Tarih Kurumu-Ankara-1992-s.19Slide 27: Klasik Devre ait türbelerin içleri değişik süs malzemesi ile zengince süslenmiş ve bunda başlıca rolü çini oynamıştır.Çininin öteden beri mimarimizin muhtelif dallarında,bir renk unsuru olarak çok yaygın bir şekilde uygulandığı malumdur.Türbelerde bu uygulamanın çok kesifleştiği ve giriş açıklıklarının yan panolarının,belirli bir seviyeye kadar duvarların,bazen pandantiflerin ve alınlıkların çiniyle kaplandığı görülür. Bu devre ait türbelerin büyük çoğunluğunun iç duvarları,belli bir seviyeye kadar çinilerle kaplanmıştır.İçte çini kaplamaya sahip olmayanlardan bazıları,bu kaplamaya giriş açıklıklarının iki yan panolarında sahip bulunmaktadırlar. Bu devir çini sanatının ağırlık merkezini sıratlı çinileri teşkil ederse de,ilk yapılarda mavi-beyaz İznik çinileri,daha sonra renkli sır tekniği ile hazırlanmış çinilerin kullanıldığı görülmektedir.Şehzade Mustafa ve Cem Sultan Türbesinde,duvarlar,merkezdeki firuze altıgen çininin lacivert çinilerle çevrelenmesiyle elde edilen bir kompozisyonla kaplanıp süslenmiştir. 16.YÜZYIL TÜRBE SÜSLEMELERİSlide 28: Ahşap işleri Klasik Devir hanedan t ü rbelerinde ö nemli bir yer tutar.Kapılardan başka pencerelerin b ü y ü k ç oğunluğu da ahşap kapaklara sahiptir.Kapaklar genellikle,ortadaki daha geniş ve b ü y ü k olmak ü zere üç panoya ayrılmış ve bunların satıhları ç ubuklarla veya yıldız ve poligonal par ç alarla zengince s ü slenmiş ve par ç aların y ü zlerine sedef ve fildişi kakılmıştır. Ü st panoların yazılarla da değerlendirildiği bu kanatlar genellikle ç atma tarzında imal edilmişlerdir.Ahşap sandukaların ö nem taşımamalarına karşılık,etrafını kuşatan şebekeler,sedef ve fildişi kakmalarıyla,ahşap iş ç iliğinin zarif ö rneklerini teşkil ederler.Sultanlara ait sandukaların hemen tamamı bu neviden şebekeler i ç indedirler.Tabiidir ki,t ü rbeleri güzelleştiren, ö lm ü şlerle yaşayanları yaklaştırıp kaynaştıran ve bug ü n ç oğu kaybolmuş bulunan rahleler, ç ekmeceler ve sehpalar da ahşap iş ç iliğinin,sedefkarlığın,hakkaklığın zarif ö rneklerini sergiliyorlardı. Kalemişi de bu devre ait türbelerde,özellikle duvarda çini düzenlemelerin bittiği seviyelerden başlayarak yapılmıştır.KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN Yavuz Sultan Selim’in şehzadeliği sırasında doğduğu zaman babası tarafından ona Süleyman adı verildi. Süleyman adı, yüzyıllardır bütün Eski Dünya'da bilinen zengin ve ünlü bir hükümdarın adıdır. Annesi, Kırım Tatarlarından Mengli Giray‘ın kızı Hafsa Hatun olarak bilinir. Hicretin 10. asrında doğmuş olması, 10. padişah olarak tahta çıkması nedeniyle, uğurlu sayılan bu rakam [ saltanatının parlak olacağının alameti sayılmıştır. Arapça ve Farsça bilen sultanın, şehzadeliğinde kuyumculuk sanatını öğrendiği bilinir. Altısı erkek diğerleri kız olmak üzere 12 çocuğu olmuştur. Kızlarından Mihrimah Sultan en çok tanınandır. 46 yıllık saltanat süresi ile Kanuni Sultan Süleyman,bütün Osmanlı sultanları arasında en uzun süre tahtta kalan bir hükümdardır. Babasının 1520’deki ölümü üzerine Manisa’dan gelerek tahta oturan Kanuni Sigetvar’ın kuşatması sırasında 1566 yılındaki ölümüne kadar oturduğu Osmanlı tahtını,hemen hemen bütün Avrupa’ya,Batı Asya’ya hükmederek yüceltmiş gazadan gazaya,zaferden zafere koşarak ülkesin dünya devletleri arasında en güçlü en büyük bir imparatorluk haline getirmeyi başarmıştır.Tahtta rakipsiz varis olarak oturması iç çekişmelere ve kan kaybına neden olmamış böylece hemen fetihlere yönelmiştir.Bilindiği gibi Kanuni’nin On üçüncü ve son seferi Sigetvar üzerine olmuş ve iç kalenin düşmesinden birkaç saat önce vefat etmiştir. Kanuni atalarından devraldığı ülkeye Macaristan,Erdel,Trablusgarp,Cezayir,Irak ve Rodos devleti gibi ülkeleri ve birçok önemli kale ve şehirleri katmış,Akdeniz,Karadeniz ve Basra Körfezini Türk Gölü haline getirmiştir.Osmanlı medeniyeti kültür ve sanatı onun zamanında en yüksek seviyesine ulaşmış ve onun dönemi bir Sinan çağı olmuştur.Kanuni’nin bu büyüklük ve azametinden dolayı batılılar kendisinin “Le Magnifique/The Magnificent” yani Muhteşem Süleyman unvanıyla anar olmuşlardır. Yalnız seferleriyle değil; koymuş olduğu kanunlarla da ün salmış olan bu sultanın döneminde iş başına gelen Sadrazam ve diğer devlet adamlarının dikkatle seçildiği anlaşılıyor. Kültür ve sanatla çok yakından ilgilenen sultan, devrin şairi Bâki'yi hayranlıkla izler, kendisi de "Muhibbi" mahlasıyla şiirler yazardı. (Doğum Tarihi: 1494 / Vefat Tarihi : 6/7 Eylül 1566)Slide 30: Zafernâme adlı eserde Kanuni’nin son yıllarındaki önemli olaylar, Zigetvar seferi ve Sultan’ın ölümü anlatılır. Tarih-i Sultan Süleyman adıyla da bilinen eseri 1579-97 yılları arasında saray şehnamecisi olan Seyyid Lokman kaleme almış, Nakkaş Osman ve ekibi resimleyerek III. Murad’a sunmuştur. (Dublin Chester Beatty Library) Seyyid Lokman, Kanuni dönemini anlatmaya, Arifi’nin Süleymanname’de bıraktığı yerden başlar. Zigetvar kalesinin havadan görünüşü ve kuşatma, daha kale alınmadan ölen Kanuni’nin cenazesi ve Süleymaniye Camii’nin tamamlanmasıyla ilgili minyatürler eserde tarihi birer belge olarak yer alır.KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN SON SEFERİ VE ÖLÜMÜ: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN SON SEFERİ VE ÖLÜMÜ Kanuni’nin ölümü Sokullu Mehmed Paşa tarafından büyük bir maharetle gizlenmiş ve ordu Belgrad yakınlarına ulaşınca yaklaşık 48 gün sonra açıklanmıştır.Kanuni’nin iç organları vefat ettiği Zigetvar’da gömülmüş ve cenaze namazı yeni sultanın iştirakiyle Belgrad’da kılındıktan sonra Kanuninin naşı İstanbul’a sevk edilerek daha evvel yaptırdığı camiinin mihrap duvarı önüne defnedilmişitir. Buraya II.Selim’in emriyle bir türbe yaptırıldıktan başka,iç organlarının gömüldüğü yere de bir makam türbesi yapılmıştır.Bu sonuncu türbenin 17.yüzyılın sonlarına kadar ayakta olduğu biliniyor.Slide 36: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN TÜRBESİ Türbe, değişik plân şeması, kaliteli işçiliği, olgun nisbetleri ve dengeli süslemesi ile bir cihan imparatoruna yakışacak özelliklere sahip bir Sinan yapısıdır. Türbe içinde yedi sanduka bulunmaktadır. Girişe göre sağdan başlayarak Sultan II. Ahmet'in kızı Asiye Sultan, Sultan II. I Süleyman'ın annesi Saliha Valide Sultan, Kanunî'nin kızı Mihrimah Sultan, ortada Kanunî Sultan Süleyman, yanında Sultan II. Süleyman, Sultan II. Ahmet ve annesi Valide Rabia Sultan yatmaktadır. Böylece çok sıkışık bir durum meydana gelmiştir. Yapının-doğuda düzenlenmiş giriş revak üç kemer gözlü olarak tertiplenmiş, ancak bunların sağına ve soluna birer kemer daha ilave olunarak gövdeyi saran revakla irtibatlandırılmıştır. Böylece altı sütuna dayalı beş kemer gözlü bir revak cephesi oluşmuştur. Üstü geniş mermer plakalarla örtülü revakın gerisindeki basık kemerli giriş açıklığının yerleştirildiği nişin köşeleri sütuncelerle alınlığı yazılarla zenginleştirilmiştir. Yapı dışta, revakın sardığı alt bölüm ile sekizgen gövdenin devamı olan üst bölüm olmak üzere iki kısma ayrılmış gibidir. Gövdenin alt kısmı, yukarıda da kısaca işaret edildiği gibi, mâil çatılı ve sivri kemerli revakla çepeçevre kuşatılmıştır. Revak gerisindeki gövdenin alt kısmında her cepheye yerleştirilen pencereler, bunların alınlıkları ve köşelerdeki sütunceler fevkalâde ince bir mermer işçiliği sergilerler. Revak çatısı üzerinde yükselen köşeleri kesik sekizgen gövdenin, cepheleri girişin yer aldığı cephe dışında, eş bir düzenlemeye sahiptir. Cepheler üstteki daha dar, iki enine gelişen dikdörtgen panoya bölünmüş olup üstteki düz bırakılmışken, alttakine mermerden sivri bir kemer kurulmuş bunun içine de ortadaki daha yüksek olmak üzere üçlü pencere grubu yerleştirilmiştir. Köşelikler iri gülbezeklerle doldurulmuş, panoların etrafı pembe kumlu mermer şeritlerle çerçevelenmiştir. Köşelerdeki pahlı yüzeylere ajurlu pencereler açılmış böylece iki kubbe arasındaki hacim bu pencerelerle aydınlatılmıştır. Gövdeyi üstte, çepeçevre dolanan mukarnaslı bir korniş ile onu takip eden palmetli bir akroter sınırlandırır. Yapı kurşun kaplı bir kubbe ile tamamlanırSlide 37: Sekilerden itibaren 3,65 m. yüksekliğe kadar çinilerle kaplı duvarlarda,giriş kenarı hariç olmak üzere çifter çifter pencereler açılmıştır.Düz atkılı ve ahşap kapaklı bu pencerelerle üst kenarı itibariyle aynı hizada bulunan dolaplar sekizgenin kesilmiş köşelerine yerleştirilmişlerdir.Bu alt sıradaki on dört pencereden ayrı olarak kemer alınlıklarında da üçlü pencereler açılmıştır.Ortadakilerden daha yüksek ve geniş olan bu alçı pencerelerin hepsi sivri kemerlidirler. Giriş açıklığının bulunduğu kenar, diğerlerinden biraz daha farklı tanzim ve tertip edilmiştir. Bu kenarın ortasındaki basık kemerli giriş açıklığının yerleştirildiği boşluk, mermerden sivri kemerli derin ve yüksek bir niş mahiyetinde olup bunun iki yanındaki duvarlarda merdiven boşluklarına yer verilmiştir. Basık kemerli ve mermer söveli dar kapılarla geçilen merdivenler hem girişin üzerindeki mahfile hem de çift cidarlı kubbenin ara boşluğuna çıkışı sağlamaktadır. Sekizgenin kesilmiş köşelerine, diğer kenarlarda birer dolap yerleştirilmişken bu kenarın ucundakilere mermerden kaş kemerli birer küçük niş açılmıştır. Giriş boşluğunun iki yanında başlayan zeminden 0,25 m. yükseklikli sekilerin bu iki yanda mermerden korkulukları vardır. Türbenin içi, hem devrinin en kaliteli çinileri hem de kalem işleri ve yazılarla zengince süslenmiştir. Sekilerden itibaren 3,65 m. yüksekliğe kadar pencere araları ve giriş niş kemerinin köşelikleri ile pandantifler çinilerle kaplıdır. Pencere ve dolapların etrafı bordür çinileriyle çerçevelenmiş ve aradaki dar duvar satıhları, beyaz zemin üzerine lacivert, firuze ve kırmızı benekli çiçek rozetler ve yaprak motifleri ile doldurulup süslenmiştir. 15 Bu kaplamanın hemen üzerinde lacivert zemin üzerine beyaz celi sülüsle âyetlerin yazıldığı geniş yazı kuşağı mekânı dolaşır .Bunun üzerinde ise palmetli bir bordür yer alır. Ayrıca, en altta, duvar boyunca uzanan kahverengi benekli çiniler dikkat çekicidirler. Sivri kemerli kapının köşelikleri palmet-lotüs motifli bir bordür çinisiyle çerçevelenmiş ve içi firuze üzerine beyaz ve kırmızılı Çin bulutlarıyla doldurulmuştur. Yine çinilerle kaplı pandantiflerin ortasında, dairevi madalyonlar içine yazılmış ism-i Celâl, ism-i Nebi, Çihar yar-ı güzin ve Hasan, Hüseyin isimleri bulunur. Madalyonların etrafı rozetler ve çiçeklerle doldurulmuştur. TÜRBENİN ÇİNİLERİSlide 50: HÜRREM SULTAN (Doğum Tarihi: 1502-4? / Vefat Tarihi: 15 Nisan 1558) Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi ve Sultan II.Selim'in annesidir.Ukrayna asıllıdır.Genç yaşta Osmanlı sarayına girmiş ve padişah eşi olmak üzere yetiştirilmiştir. 1520 yılında Kanuni’nin tahta çıkmasıyla, onun gözdeleri arasında yer alan Hürrem Sultan 1521'de Şehzade Mehmed'i dünyaya getirerek padişaha eş olma hakkını kazanmıştır. Şehzade Mehmed'in ardından 1522'de Mihrimah Sultan'ı, 1523'de Şehzade Abdullah'ı, 1524'de Şehzade Selim i (Sultan II.Selim), 1525'de Şehzade Bayezid'i ve 1531 yılında da Şehzade Cihangir'i dünyaya getirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem sultan ölümüne değin kocası Kanuni Sultan Süleyman'a uzun yıllar can yoldaşı olmuş ve pek çok tarihi olayda rol oynamıştır. Son yıllarını hastalıklar içinde geçiren Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman ile çıktığı bir Edirne gezisi sonucu 15 nisan 1558 yılında İstanbul'da vefat etmiş, Süleymaniye camii haziresine defnedildikten sonra türbesi inşa edilmiştir. İstanbul'da bugün Haseki olarak anılan semtte yaptırdığı külliye ile adına külliye tesis edilen ilk padişah eşi olma özelliğine de sahip olan Hürrem Sultan, bundan başka Edirne ve İstanbul'da birer su yolu ile Cisri Mustafa Paşa'da (Bulgaristan) bir cami ile kervansaray yaptırmıştır. Mekke ve Medine'de her yıl sadaka dağıtmıştır. Sultanahmet semtindeki adına yaptırılan haseki Hürrem Sultan hamamları da meşhurdur.Adına yaptırılmış pek çok vakıf eseri vardır.Slide 51: Türbe 1559 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır.Dıştan sekizgen, içten onaltıgen planlıdır.Kesme taştan inşa edilen türbeyi, mekana silindirik bir kasnağa oturan kubbe örter. Girişin önünde üç kemer gözlü bir revak yer alır. Türbe özellikle içindeki çinilerin renk ve kompozisyonu ile özel bir karakter arz eder. Türbe duvarları içte zeminden itibaren 3.75 m.'ye kadar çinilerle kaplıdır. Çininin yanı sıra ağaç işçiliğinin, kapı ve pencere kanatlarında kündekari tekniğinin nefis örnekleri sergilenmektedir. Türbede üç kişi medfundur; Haseki Hürrem Sultan: Doğum Tarihi: 1502-4?, Vefat Tarihi: 15 Nisan 1558'dir. Şehzade Mehmed: Sultan II.selim'in oğludur. Hanım Sultan: Kanuni Sultan Süleyman ‘ın kız kardeşi olan Hatice sultan'ın kızıdır. 1582 yılında vefat etmiştir. HÜRREM SULTAN’IN TÜRBESİSlide 52: Hürrem Sultan Türbesinden itibaren sıratlı tekniğinin uygulanmasıyla türbelerin içleri,çiçek bahçeleri gibi renklenip yeşillenmiş ve adeta solmaz renkleriyle bahar dalları, çiçekler,yapraklar ve dallar arasında türbede yatanlar,serin bahar bahçelerinde ebedi uykularına dalmışlardır.Hürrem Sultan Türbesinde panolardaki,siyah dallı,kırmızı ve beyaz çiçekli bahar ağacı ile birlikte laleler,karanfiller ve güller baharı kapıda müjdelerler.Mekanın onaltı kenarlı duvar satıhları,3,75 m yüksekliğe kadar şakayıklar,iri yapraklar,bahar dalları,lale ve karanfillerin süslediği çinilerle kaplıdır.Nişlerin köşeliklerinde,aşağıdan yukarıya doğru serpilerek uzanan kahverengi dallarla bahar çiçekleri açar.Sadece bu kompozisyon dahi,Hürrem Sultan’ın bir cennet bahçesinde ebedi uykusunu uyuduğunu telkine yetmektedir. TÜRBENİN ÇİNİLERİSlide 66: Gönül Öney-Zehra Çobanlı-Anadolu'da Türk Devri Çini ve Keramik Sanatı-Tc Kültür ve Turizm Bakanlığı-2007-İstanbul Gözde Ramazanoğlu-Mimar Sinan'da Tezyinat Anlayışı-İstanbul-1995 Hakkı Önkal-Osmanlı Hanedan Türbeleri Mimar Sinan Dönemi Türk Mimarlığı ve Sanatı-Türkiye İş Bankası-1988-İstanbul Prof.Dr.Hakkı Önkal-Selçuklu-Osmanlı Sultanları ve Türbeleri-Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları-Ankara-1999 Sitare Turan Bakır-İznik Çinileri ve Gülbenkyan Koleksiyonu-Kültür Bakanlığı-Ankara-1999 Tahsin Öz-İstanbul Camileri-I-II.Cilt-Türk Tarih Kurumu-Ankara-1997 Doğan Kuban-OSMANLI Mimarisi Mimar Sinan Dönemi Türk Mimarlığı ve Sanatı-Türkiye İş Bankası-1988-İstanbul Prof.Dr.Behçet Ünsal-İstanbul Türbeleri Üzerinde Stil Araştırması Tahsin Öz-İstanbul Türbeleri-MAKALE Oktay Aslanapa-Osmanlı Devri Mimarisi Dr.Yasin Yılmaz-Kanuni Vakfiyesi Süleymaniye Külliyesi-Vakıflar Genel Müdürlüğü-2008-İstanbul. İ.Aydın Yüksel-Osmanlı Mimarisinde Kanuni Sultan Süleyman Devri-(İstanbul’un 550.Fetih Yılı İçin)-İstanbul Fetih Cemiyeti- VI.Cilt-İstanbul Filiz Yenişehirlioğlu-Sinan Yapılarında Çini Kullanımı-Vakıflar Genel Müdürlüğü-İstanbul-1989 Kanuni Armağanı-Türk Tarih Kurumu,VII,ANKARA,1970. Selçuk Mülayim-Ters Lale Osmanlı Mimarisinde Sinan Çağı ve Süleymaniye-İstanbul-2001 KAYNAKLAR You do not have the permission to view this presentation. In order to view it, please contact the author of the presentation.
Kanuni Sultan Süleyman Ve Hürrem Sultan Türbesindeki Çiniler ugur89 Download Post to : URL : Related Presentations : Share Add to Flag Embed Email Send to Blogs and Networks Add to Channel Uploaded from authorPOINT lite Insert YouTube videos in PowerPont slides with aS Desktop Copy embed code: (To copy code, click on the text box) Embed: URL: Thumbnail: WordPress Embed Customize Embed The presentation is successfully added In Your Favorites. Views: 698 Category: Entertainment License: All Rights Reserved Like it (0) Dislike it (0) Added: July 11, 2011 This Presentation is Public Favorites: 0 Presentation Description No description available. Comments Posting comment... Premium member Presentation Transcript Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın Türbesindeki Çiniler: Hazırlayan:UĞUR KIRIK Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın Türbesindeki ÇinilerSlide 2: Osmanlı Devleti’nin tarih boyunca en önde gelen şahsiyetlerinden biri olan,onuncu Osmanlı padişahı, Avrupalıların “Suleiman The Magnificent” yani “Muhteşem Süleyman” adıyla andıkları Kanuni Sultan Süleyman gerek Osmanlı gerekse Avrupa coğrafyasında söz sahibi olmuş,önemli işlere imza atmış,hukukçu,şair,sanatkar ve zanaatkar,İslam halifesi olmak gibi vasıflara sahip güçlü bir devlet adamıdır.Yaklaşık 46 sene tahtta kalmış ve Osmanlı topraklarını en geniş sınırlarına ulaştırmış ve 16. yüzyıla damgasını vurmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun bu devri, toprak genişliği haricinde,mimari,musiki,edebiyat,el sanatları gibi alanların at başı şeklinde ilerlediği ve zirvede olduğu bir devir olmuştur. KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE 16. YÜZYIL ORTAMISlide 3: “Her çağ kendi dehasını yaratır” söylemi doğrultusunda bakıldığında, Osmanlı ülkesinde,16.yüzyılın dehası olarak adlandırabileceğimiz tek kişi şüphesiz ki “Mimar Sinan”dır.Osmanlı’ya asker olarak katılmış,edindiği birikimler ve kabiliyetleri sayesinde Osmanlı’nın baş mimarı olma mertebesine kadar ulaşmış ve 3 padişahın,Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566),II.Selim (1566-1574) ve III.Murad’ın (1574-1595) hizmetinde çok sayıda eserler meydana getirmiştir. MİMAR SİNAN (Doğum Tarihi: 1490 / Vefat Tarihi : 17 Temmuz 1588 )Slide 4: Mimar Sinan, 1490’da, Kayseri'nin Ağırnas köyünde dünyaya geldi. 22 yaşında, Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı sırasında başlatılan ve Rumeli'de olduğu gibi Anadolu'dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama nedeniyle İstanbul 'a gelişinin ardından, orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı'na giren ve dülgerliği öğrenen Sinan, burada, yapı işlerinde de görev alırken, çağın önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını da elde etti. 1514'te Çaldıran Savaşı ve 1516-1520 arasında yapılan Mısır seferlerinden sonra, İstanbul'a dönüşünün ardından Yeniçeri Ocağı'na alınan Sinan, Kanuni döneminde, 1521'de katıldığı Belgrad, 1522'deki Rodos seferlerinden sonra subaylığa yükseldi. 1526 yılında, yayabaşı olarak çıktığı Mohaç seferinden sonra, cephane sorumlusu görevi verilen Mimar Sinan, 1529'da Viyana, 1529 - 1532 arasında Almanya, 1532-1535 arasında da Irak’a düzenlenen, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Son Bağdat seferinde, Van Gölü'nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması, Sinan’a Haseki unvanını getirdi. 1536'da Pulya seferlerinin ardından çıkılan, 1538 yılındaki Moldova seferinde, Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekerek, Yüksek Dergah Mimarları Başkanı olan ve 1539’da, Mimar Acem Ali'nin ölümü üzerine onun yerine Saray Başmimarı olan Sinan, ölümüne kadar, güncel devlet sisteminde bayındırlık bakanlığı adını almış bu görevi sürdürdü. Daha sonra ordunun yapı ihtiyacını karşılamaya yönelik kollarda çeşitli görevler üstlenen ve bu çalışmalarıyla öne çıkan Sinan, katıldığı yapım ve onarım çalışmalarıyla ve orduyla birlikte sefere gittiği yerlerde gözlemlediği farklı mimari yapılarla kendini eğitti.Slide 5: Artık Yeniçeri ordusunda bir asker değil, istihkâm işlerinin idare ve tasarımından sorumlu olarak görevli yapan biri olarak Mimar Sinan’ın ilk yapıtı, 1536 -1537 arasında yaptığı, Halep’teki Hüsreviye Camisi’dir. İstanbul’daki ilk yapıtı 1539’da inşa edilen Haseki Külliyesi olan Sinan’ın, mimarbaşı olduktan sonraki ilk büyük ve önemli yapıtı ise, 1543-1548 seneleri arasında yapılan, kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak tanımladığı dönemde yaptığı, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülü olan, içerde daha aydınlık bir mekan yaratmanın amaçlandığı ve dış görünümün kitlesel etkisi azaltılan, İstanbul’daki Şehzade Mehmed Camisi’dir. Daha Sonra yaptığı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camisi'nde, yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekan elde etmeyi deneyen Sinan’ın, kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı, Osmanlı - Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri olan Süleymaniye Camisi ve Külliyesi'nin yapımında, İstanbul'daki Bayezid Camisi'nde kullanılan taşıyıcı sistem tekrarlanarak, dört ayak üstüne oturan kubbe, mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.Slide 6: Mimar Sinan’ın klasik dönem olarak adlandırılan mimarlık anlayışı Ayas, Şecca, Acem Ali, Küçük Sinan, Davut Ağa, Ahmet Ağa, Kemalettin, Yusuf Mehmet Ağa, Süleyman Ağa, Muslihiddin, Hüseyin Çavuş, Hacı Hasan, İbrahim gibi mimarlar tarafından sürdürülmüştür. 17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldüğünde ardından yüzlerce mimari eser bırakan Mimar Sinan’ın beyaz taşlı, sade bir yapı olan türbesi, Süleymaniye Külliyesi’ndeki, Haliç duvarının önündedir. Mimar Sinan, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında en büyük rolün sahibiydi. Elli yıla yakın süreyi kapsayan, Osmanlı Devleti’nde yaptığı mimarlık görevi boyunca, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle, zirveye taşıdığı Osmanlı - Türk mimarlığının bireşim sürecini tamamlayarak, arayış aşamasından, klasik döneme geçiren ve hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde oldu. Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı - Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkaran Mimar Sinan, birçoğu İstanbul’da olan, 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret ve 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam ve kaydı olmayanlarla beraber, üç yüz elliyi aşkın yapının baş mimarlığını üstlendi.Slide 8: SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ Kanuni Sultan Süleyman kendi külliye ve camisini yaptırmak için uzun süre beklemiş ve bu arada Mimar Sinan hazırlık ve araştırmalar yapmıştır.Külliyenin inşası için Eski Sarayın bulunduğu yer seçilmiştir.Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinden külliyenin inşası için çeşitli malzemeler getirtilmiştir. Hicri 957(1550) -964(1557) yılları arasında külliye genel şema itibariyle bitirilmiştir.Slide 9: Darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan'ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenleme ve Türklerin dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneği kabul edilen Süleymaniye’de, kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu ve İstanbul'un Haliç'e bakan tepelerinden birinde yer alan bu yapı, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alındı ve yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek, Sinan'ın mimarlığının yanı sıra, organizasyon ve örgütlemedeki becerisini de açığa çıkardı.SÜLEYMANİYE CAMİ: SÜLEYMANİYE CAMİ Külliyenin merkezinde bulunan ve en önemli unsurunu oluşturan cami, İstanbul’un yedi tepesinden birinin üzerine inşa edilmiş olduğundan, karadan ve denizden muazzam bir görünüme sahiptir. Caminin yapımı sırasında 60 yaşında olan Sinan,Beyazıd Cami’nin iki yarım kubbeli planını kullanımıştır.Önünde revaklı şadırvanlı avlusu ile,caminin iç mekanıyla dış düzenlemesi bir bütün olarak düşünülmüştür.26.50 m çapında ve 53 m. yüksekliğinde olan kubbesi dört ağır paye üzerine oturarak,giriş ve kıble tarafında ortalama 40 m. yüksekliğinde iki yarım kubbe ile desteklenmiş.Yarım kubbeler ikişer çeyrek eksedrayla genişletilmiştir.Yan nefleri beşer kubbeyle örterek birbirine eşit kubbelerin monotonluğu yerine bir büyük bir küçük kubbe ritmi ile değişik bir etki yaratmıştır.Slide 15: Sultan III.Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in sünnet düğünü için yapılan şenlikleri anlatan Surname-i Hümayun’dan Süleymaniye Camii’nin maketinin geçirilişini gösteren bir minyatür.Slide 16: Çinicilik sözcüğü, halk arasında, hem sırlı duvar kaplamaları hem de kap-kacak türünden ev eşyalarını tanımlamıştır. Diğer taraftan bilimsel yayınlarda ise, zamanla bu tanımlama değişmiş; kâse, tabak vazo gibi kap kaçak türünden eşyalara seramik, duvar kaplamalarına ise çini adı verilmeye başlanmıştır. İslâm sanatı tarihi içinde önemli bir yer tutan Türk çini ve seramik sanatının geçmişi, 8.,9. yüzyıllarda Uygurlara kadar dayandırılmaktadır. Büyük Selçuklularla başlayan köklü gelişim daha sonra Anadolu Selçukluları ile sürdürülür. Anadolu Selçukluları hiç kuşkusuz seramik sanatının oluşumunda, bulunduğu bölgenin kültür mirasından ve özellikle Büyük Selçuklulara ait seramik tekniklerinden etkilenmiştir. Ancak 13. yüzyılda Anadolu'da gelişen kendine özgü Selçuklu mimarisi, başarılı bir sentezin ürünüdür. Çininin bir süsleme unsuru olarak sivil ve dinî mimaride kullanımı yine bu dönemde başarıyla gerçekleştirilmiştir. 15. yüzyılın sonu 16. yüzyılın başı, Osmanlı çini ve seramik sanatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu dönemde faaliyet gösteren en önemli üretim merkezi yine İznik'tir. Osmanlı saray nakkaşhanesinde usta nakkaşların elinden çıkan desenler, İznik'e yollanıp orada uygulanıp, pişirilmektedir. ÇİNİSlide 17: Çini sanatının bilinen ve en parlak dönemini oluşturan "Kırmızılı Sıraltı Tekniği"ndeki çini ve seramiklerde, sıraltına, kobalt mavisi tonları, firuze, yeşil, siyah, kahverengi ve kabarık mercan kırmızısı ustalıkla uygulanmıştır. Desenlerde hatayi, rumî ve bulut üslûbu kompozisyonlar sürerken, bunların yanında saray baş nakkaşı Karamemi'nin ekolü olarak kabul edilen, natüralist üslûpta çiçekler benimsenmiş; lâle, karanfil, sümbül, gül, zambak, nergis, menekşe gibi çiçeklerin yanı sıra servi, bahar dallan, üzüm-asma yapraklan, meyve ağaçlan serbest kompozisyon anlayışı içerisinde yeni düzenlemelere imkân sağlamıştır. Ayrıca çinilerden farklı olarak kaya-dalga motifleri, kalyonlar, balık sırtı zemin bezemeleri ve hayvan figürleri çok çeşitli seramik formlarda karşımıza çıkan diğer motiflerdendir. Kırmızılı sıraltı tekniği adı altında üretilen çinili eserlerden, kırmızı rengin kullanıldığı ilk örnek Süleymaniye Camii'nin (1557) çinileri olarak gösterilir.Bunu izleyen yıllarda Hürrem Sultan Türbesi (1558), Rüstem Paşa Camii (1561), Kanuni Sultan Süleyman Türbesi (1566), Kadırga, Sokollu Mehmet Paşa Camii (1572), Piyale Paşa Camii (1573) gibi birçok cami ve türbeler bezenmiştirSlide 18: Bezeme programının mimariyle ilişkilendirilmesi dendiğinde, aklımıza gelen ilk isim kuşkusuz Mimar Sinan'dır. Titizlikle sarayda hazırlanan süsleme programlarının Sinan'ın kontrolünde İznik'e sipariş edildiği bu sayede kaliteli üretimin uzun yıllar sürdürüldüğü bilinmektedir. Cami ve türbelerde çini bezemeler mimari öğelere bağlı, belli kurallar içinde gelişir. Çinili alanlar yapının mimari strüktürünü belirleyecek şekilde mimar tarafından önceden tespit edilmiştir. Çini kaplamalar mihraplarda, mihrap yan duvarlarında, pencere ve kapı alınlıklarında, pandantiflerde, nadiren minber külâhında, kuşak yazılarında, son cemaat yeri duvarlarında kullanılır. Bu alanlar pano, süpürgelik, ulama çini, bordür formlar, kemerli veya dikdörtgen alınlıklar, köşebentler içinde yapıyla uyum sağlayacak şekilde desenlendirilir ve renklendirilir. Çinilerle bezeli yapılarda, lâle, karanfil, gül, sümbül motiflerinin yoğunluğunun yanı sıra, bahar dalları, zambak, süsen, peygamber çiçeği, zerrin, Manisa lâlesi, afyon motifi, kokulu menekşe, üzüm salkımları, servi ağacı, meyveli ağaçlar, kandil, vazo formları, mermer taklidi desenler, sülüs, nesih kitabeler, "S" şeklinde soyut formlar, kuvvet sembolü çintamâni gibi zengin çeşitte motifler kullanılmıştır. 16.YÜZYIL YAPILARINDA ÇİNİ KULLANIMISlide 19: Rüstem Paşa Cami.1561 Süleymaniye Cami,pencere alınlığı, Ahmet Karahisari.1559Slide 20: Osmanlı Devletinin kuruluşundan 16.yüzyılın ortalarına kadar geçen süreçte,çini-seramik alanında değişik teknik,desen ve renkte üretimler yapılmıştır.Ancak 16.yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde kompozisyonlarda değişmeler görülür.Saray Nakkaşbaşı Şahkulu ve onun öğrencisi Karamemi’nin ortaya koyduğu çalışmalar Osmanlı çini sanatının ayrı bir koldan gelişmesini sağlamıştır.Nakkaşbaşı Şahkulu’nun meydana getirdiği İran etkili saz üslubunun ana esasını kıvrık,sivri uçlu,hançer formundaki iri yapraklı hatayilerin ortasından çıkan ejderler,periler,simurglar,çeşitli hayvanlar oluşturur. 16.YÜZYIL ÇİNİLERİNE YANSIYAN DESENLER Nakkaşbaşı Karamemi Şahkulu’ndan etkilenmiş olsa da kendi zevkine ve görüşüne daha uygun işlere imza atmıştır.Doğa görüntülerini stilize ederek kendine has kompozisyonlar oluşturmuştur.Karamemi’nin yapmış olduğu en önemli işler Kanuni Sultan Süleyman’ın Muhibbi mahlasıyla yazmış olduğu şiirlerinin toplandığı Muhibbi Divanı’nın ve bu döneminin en önemli hattatlarından biri olan Ahmet Karahisari’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine hazırladığı,bugün Topkapı Sarayı Müzesinde saklanan büyük boyutlu Kur’an-ı Kerim’in tezhiplerini yapmaktır.Slide 21: Nakkaşbaşı Karamemi-Muhibbi Divanı Nakkaşbaşı Şahkulu-Saz ÜslubuSlide 22: 1641’de inşa edilen Topkapı sarayı Sünnet Odasının cephesinde yeniden kullanılmış olan, firuzeli mavi-beyaz çini panolar, Şah Kulu’nun resimleriyle karşılaştırıldığında, onun tasarımıyla gerçekleşmiş gibi gözükürler. Yine, 1561 yılında Mimar Sinan tarafından tamamlanmış Eminönü Rüstem Paşa Caminin ana mekânındaki duvar çinilerinin bazılarının tasarımı, saz üslûbundaki resimlerle paralellik gösterir. Topkapı Sarayı Sünnet Odası.1525-1550Slide 23: Kanuni Döneminden Kalma Bir Kaftandan Detay.1550 civarı. Hatayi üsluplu tabak.1530 civarı. Bu dönemde görülen desenler yalnızca tezhip eserleriyle ve duvar çinileriyle kalmamıştır.Yine aynı şekilde keramik kap ve tekstil eserleri üzerinde bu desenlerin çok çeşitlemeli bir şekilde kullanıldığı görülür.Slide 24: Bilindiği üzere İslam örf ve adetine göre ceset,derinliği ve ölçüleri fıkıh kitaplarında belirlenen mezara konulmak suretiyle toprağa verilir.Yine aynı kaynaklara göre mezarda değeri haiz malzemenin kullanılması,lahit veya şak tabir olunan cesedin yerleştirildiği bölümün taş veya tuğla ile örtülmesi ve mezarın tahta,kireç veya tuğla ile yapılması uygun görülmemiştir. İslamiyet'in geniş fütuhatla kısa bir sürede Arabistan Yarımadasından taşarak yeni medeniyetlerle karşılaşması ve özellikle iki büyük medeniyetle yakın temasa gelmesi,karşılıklı kültür alış-verişine sahne olmuş ve siyasi,iktisadi,ticari,askeri ve sosyal alanlarda olduğu gibi sanat alanında da bunun tesir ve tezahürleri görülmüştür.Emevi ve Abbasilerden kalmasına karşılık bu devirden bir tek türbe,Kubbet’üs - Süleybiye günümüze ulaşmıştır.Samarra’da,862 de vefat eden Halife Muntasır adına inşa olunan bu türbe,kubbeyle örtülü merkezdeki kare mekanın,sekizgen bir koridorla çevrelenmesiyle Kubbetü’s-Sahra’nın plan tertibini hatırlatır.Bu türbenin vücuda getirilmesinde başlıca amilin,bir Hıristiyan olan Halife Muntasır’ın annesi olduğu kabul edilir.Ancak İslam dünyasında,türbenin yaygınlaşmasında ve mühim örneklerin ortaya çıkmasında en büyük rolü Türklerin oynadığı anlaşılmaktadır. TÜRBESlide 25: 9. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İslamiyet’i benimseyip kabul etmeye başlayan Türklerin, Karahanlılar’dan Osmanlılara kadar uzanan çok geniş bir zaman süresi içinde,hakim oldukları geniş topraklarda sayısız türbe vücuda getirmeleri bu kanaatimizi destekler mahiyettedir.Kerpiç ve tuğla kullanılarak yapılan Karahanlı türbeleri kare planlı kübik gövdeli yapılardır.Büyük Selçuklular zamanından,daha çok ve daha zengin örnekler günümüze ulaşabilmiştir.Değişik tipte yapılmış bu türbelerden çoğunun cepheleri zengin tuğla süslemeye sahiptir. Bu devirde yapılmış türbeleri,genel olarak,kübik gövdeliler,poligonal gövdeliler ve silindirik gövdeliler olmak üzere,üç tipte toplamak mümkündür.İçte kubbe,dışta ehrami veya mahruti külahla örtülü bulunan bu türbelerden çoğu iki katlıdır.Alt katlar mumyalanmış cesetlerin muhafazasına,üst katlar ise Kur’an okumaya,dua edilmeye mahsustur.Alt katların,Türklerce öteden beri bilinen mumyalama adetinin,İslamiyeti kabulden sonra da devam ettirilmesinin tabii sonucu olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere,Hun Türkleri devletin ileri gelenlerinin cesetlerini,mumyalayarak kurgan denilen mezarlara kıymetli eşyası ile birlikte gömüyorlardı.İslamiyetin kabulü ile bu köklü anane,yeni dinin icaplarıyla telif edilerek,iki katlı türbe tipinin doğmasında amil olmuştur.Böylece Osmanlıların ilk devirlerine kadar sürecek olan mumyalaşmış cesetler alt katta korunmuş,üst kat ise ölünün ruhunu taziz için kullanılmıştır. Sultanlara,hanedan mensuplarına,ileri gelen devlet adamlarına,din alimlerine ve velilere türbeler yapılırdı. II.Murad’ın günümüze ulaşan ve mezarın üzerine kurulacak olan türbesinin tarif ve tavsiyesine de yer veren vasiyetnamesi,onun,Hz.Peygamber’in sünnetine uymak hususundaki samimi inancını ifade ettiği kadar,eski hükümdarların cesetlerinin mahzene konulmasının İslam prensipleriyle bağdaşmadığını ima ile,daha önceki tatbikatın sünnete uygun olup olmadığına dair zihinlerde bazı endişelerin bulunduğuna da işaret etmektedir. Bazı türbelerin günümüze ulaşan vakfiyelerinde,türbede görevli olan bir çok personel tek tek zikredilerek,türbelerdeki günlük faaliyet adeta gözler önüne sürülmektedir.Zengin vakıflara sahip Fatih Sultan Mehmed,Hürrem Sultan,Kanuni türbeleri ile diğer bazı türbelerde,türbedar,eczahan,hafız-ı Kur’an, buhuri,saka,ferraş ve noktacı gibi zengin bir kadro vazife yapıyordu.Slide 26: Bu devrede ç ok değişik tiplerin denenmediğini fakat belirli birka ç tipin en abidevi ve en olgun ö rneklerinin verildiğini görüyoruz.Ger ç ekten de bu devir Osmanlı hanedan t ü rbelerini,dış g ö vdeleri itibariyle,k ü bik g ö vdeliler,poligonal g ö vdeliler,a ç ık t ü rbeler gibi,ancak Erken Devir t ü rbelerinde g ö rd ü ğ ü m ü z kadar belli başlı birka ç tipe ayırabilmekteyiz.Bununla birlikte yukarıda da ifade edildiği gibi,bu tiplerle bu tiplerin ö nemli ö rneklerinin v ü cuda getirildiğine şahit olmaktayız.Revakın adeta b ü nyenin ayrılmaz bir unsuru olarak g ö vdeye bağlandığı bu devir t ü rbelerinin bir alt kat (mumyalık) ihtiva etmedikleri anlaşılmaktadır. Klasik Devir Hanedan T ü rbelerinde G ö r ü len Plan Tipleri Şunlardır; 1- K ü bik G ö vdeliler a-) Yalnızca K ü bik Bir G ö vdeden İbaret Olanlar b-) Eyvanla K ü bik G ö vdenin Birleşmesinden Meydana Gelenler 2- Poligonal G ö vdeliler a-) Altı Kenarlılar b-) Sekiz Kenarlılar b.1-) Dış ve İ ç Kenar Sayısı Eşit Olanlar b.2-) İ ç Kenar Sayısı Sekizden Fazla Olan T ü rbeler--------------------- Hürrem Sultan Türbesi b.3-) Dışta Sekizgen İ ç te Ha ç vari Planlı Olanlar--------------------- Kanuni Sultan Süleyman Türbesi b.4-) Dışta Sekizgen İ ç te Galerili Olanlar 3- A ç ık T ü rbeler 4- M ü nferid Planlılar 16.YÜZYIL TÜRBE MİMARİSİ Hakkı Önkal-Osmanlı Hanedan Türbeleri-Türk Tarih Kurumu-Ankara-1992-s.19Slide 27: Klasik Devre ait türbelerin içleri değişik süs malzemesi ile zengince süslenmiş ve bunda başlıca rolü çini oynamıştır.Çininin öteden beri mimarimizin muhtelif dallarında,bir renk unsuru olarak çok yaygın bir şekilde uygulandığı malumdur.Türbelerde bu uygulamanın çok kesifleştiği ve giriş açıklıklarının yan panolarının,belirli bir seviyeye kadar duvarların,bazen pandantiflerin ve alınlıkların çiniyle kaplandığı görülür. Bu devre ait türbelerin büyük çoğunluğunun iç duvarları,belli bir seviyeye kadar çinilerle kaplanmıştır.İçte çini kaplamaya sahip olmayanlardan bazıları,bu kaplamaya giriş açıklıklarının iki yan panolarında sahip bulunmaktadırlar. Bu devir çini sanatının ağırlık merkezini sıratlı çinileri teşkil ederse de,ilk yapılarda mavi-beyaz İznik çinileri,daha sonra renkli sır tekniği ile hazırlanmış çinilerin kullanıldığı görülmektedir.Şehzade Mustafa ve Cem Sultan Türbesinde,duvarlar,merkezdeki firuze altıgen çininin lacivert çinilerle çevrelenmesiyle elde edilen bir kompozisyonla kaplanıp süslenmiştir. 16.YÜZYIL TÜRBE SÜSLEMELERİSlide 28: Ahşap işleri Klasik Devir hanedan t ü rbelerinde ö nemli bir yer tutar.Kapılardan başka pencerelerin b ü y ü k ç oğunluğu da ahşap kapaklara sahiptir.Kapaklar genellikle,ortadaki daha geniş ve b ü y ü k olmak ü zere üç panoya ayrılmış ve bunların satıhları ç ubuklarla veya yıldız ve poligonal par ç alarla zengince s ü slenmiş ve par ç aların y ü zlerine sedef ve fildişi kakılmıştır. Ü st panoların yazılarla da değerlendirildiği bu kanatlar genellikle ç atma tarzında imal edilmişlerdir.Ahşap sandukaların ö nem taşımamalarına karşılık,etrafını kuşatan şebekeler,sedef ve fildişi kakmalarıyla,ahşap iş ç iliğinin zarif ö rneklerini teşkil ederler.Sultanlara ait sandukaların hemen tamamı bu neviden şebekeler i ç indedirler.Tabiidir ki,t ü rbeleri güzelleştiren, ö lm ü şlerle yaşayanları yaklaştırıp kaynaştıran ve bug ü n ç oğu kaybolmuş bulunan rahleler, ç ekmeceler ve sehpalar da ahşap iş ç iliğinin,sedefkarlığın,hakkaklığın zarif ö rneklerini sergiliyorlardı. Kalemişi de bu devre ait türbelerde,özellikle duvarda çini düzenlemelerin bittiği seviyelerden başlayarak yapılmıştır.KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN Yavuz Sultan Selim’in şehzadeliği sırasında doğduğu zaman babası tarafından ona Süleyman adı verildi. Süleyman adı, yüzyıllardır bütün Eski Dünya'da bilinen zengin ve ünlü bir hükümdarın adıdır. Annesi, Kırım Tatarlarından Mengli Giray‘ın kızı Hafsa Hatun olarak bilinir. Hicretin 10. asrında doğmuş olması, 10. padişah olarak tahta çıkması nedeniyle, uğurlu sayılan bu rakam [ saltanatının parlak olacağının alameti sayılmıştır. Arapça ve Farsça bilen sultanın, şehzadeliğinde kuyumculuk sanatını öğrendiği bilinir. Altısı erkek diğerleri kız olmak üzere 12 çocuğu olmuştur. Kızlarından Mihrimah Sultan en çok tanınandır. 46 yıllık saltanat süresi ile Kanuni Sultan Süleyman,bütün Osmanlı sultanları arasında en uzun süre tahtta kalan bir hükümdardır. Babasının 1520’deki ölümü üzerine Manisa’dan gelerek tahta oturan Kanuni Sigetvar’ın kuşatması sırasında 1566 yılındaki ölümüne kadar oturduğu Osmanlı tahtını,hemen hemen bütün Avrupa’ya,Batı Asya’ya hükmederek yüceltmiş gazadan gazaya,zaferden zafere koşarak ülkesin dünya devletleri arasında en güçlü en büyük bir imparatorluk haline getirmeyi başarmıştır.Tahtta rakipsiz varis olarak oturması iç çekişmelere ve kan kaybına neden olmamış böylece hemen fetihlere yönelmiştir.Bilindiği gibi Kanuni’nin On üçüncü ve son seferi Sigetvar üzerine olmuş ve iç kalenin düşmesinden birkaç saat önce vefat etmiştir. Kanuni atalarından devraldığı ülkeye Macaristan,Erdel,Trablusgarp,Cezayir,Irak ve Rodos devleti gibi ülkeleri ve birçok önemli kale ve şehirleri katmış,Akdeniz,Karadeniz ve Basra Körfezini Türk Gölü haline getirmiştir.Osmanlı medeniyeti kültür ve sanatı onun zamanında en yüksek seviyesine ulaşmış ve onun dönemi bir Sinan çağı olmuştur.Kanuni’nin bu büyüklük ve azametinden dolayı batılılar kendisinin “Le Magnifique/The Magnificent” yani Muhteşem Süleyman unvanıyla anar olmuşlardır. Yalnız seferleriyle değil; koymuş olduğu kanunlarla da ün salmış olan bu sultanın döneminde iş başına gelen Sadrazam ve diğer devlet adamlarının dikkatle seçildiği anlaşılıyor. Kültür ve sanatla çok yakından ilgilenen sultan, devrin şairi Bâki'yi hayranlıkla izler, kendisi de "Muhibbi" mahlasıyla şiirler yazardı. (Doğum Tarihi: 1494 / Vefat Tarihi : 6/7 Eylül 1566)Slide 30: Zafernâme adlı eserde Kanuni’nin son yıllarındaki önemli olaylar, Zigetvar seferi ve Sultan’ın ölümü anlatılır. Tarih-i Sultan Süleyman adıyla da bilinen eseri 1579-97 yılları arasında saray şehnamecisi olan Seyyid Lokman kaleme almış, Nakkaş Osman ve ekibi resimleyerek III. Murad’a sunmuştur. (Dublin Chester Beatty Library) Seyyid Lokman, Kanuni dönemini anlatmaya, Arifi’nin Süleymanname’de bıraktığı yerden başlar. Zigetvar kalesinin havadan görünüşü ve kuşatma, daha kale alınmadan ölen Kanuni’nin cenazesi ve Süleymaniye Camii’nin tamamlanmasıyla ilgili minyatürler eserde tarihi birer belge olarak yer alır.KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN SON SEFERİ VE ÖLÜMÜ: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN SON SEFERİ VE ÖLÜMÜ Kanuni’nin ölümü Sokullu Mehmed Paşa tarafından büyük bir maharetle gizlenmiş ve ordu Belgrad yakınlarına ulaşınca yaklaşık 48 gün sonra açıklanmıştır.Kanuni’nin iç organları vefat ettiği Zigetvar’da gömülmüş ve cenaze namazı yeni sultanın iştirakiyle Belgrad’da kılındıktan sonra Kanuninin naşı İstanbul’a sevk edilerek daha evvel yaptırdığı camiinin mihrap duvarı önüne defnedilmişitir. Buraya II.Selim’in emriyle bir türbe yaptırıldıktan başka,iç organlarının gömüldüğü yere de bir makam türbesi yapılmıştır.Bu sonuncu türbenin 17.yüzyılın sonlarına kadar ayakta olduğu biliniyor.Slide 36: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN TÜRBESİ Türbe, değişik plân şeması, kaliteli işçiliği, olgun nisbetleri ve dengeli süslemesi ile bir cihan imparatoruna yakışacak özelliklere sahip bir Sinan yapısıdır. Türbe içinde yedi sanduka bulunmaktadır. Girişe göre sağdan başlayarak Sultan II. Ahmet'in kızı Asiye Sultan, Sultan II. I Süleyman'ın annesi Saliha Valide Sultan, Kanunî'nin kızı Mihrimah Sultan, ortada Kanunî Sultan Süleyman, yanında Sultan II. Süleyman, Sultan II. Ahmet ve annesi Valide Rabia Sultan yatmaktadır. Böylece çok sıkışık bir durum meydana gelmiştir. Yapının-doğuda düzenlenmiş giriş revak üç kemer gözlü olarak tertiplenmiş, ancak bunların sağına ve soluna birer kemer daha ilave olunarak gövdeyi saran revakla irtibatlandırılmıştır. Böylece altı sütuna dayalı beş kemer gözlü bir revak cephesi oluşmuştur. Üstü geniş mermer plakalarla örtülü revakın gerisindeki basık kemerli giriş açıklığının yerleştirildiği nişin köşeleri sütuncelerle alınlığı yazılarla zenginleştirilmiştir. Yapı dışta, revakın sardığı alt bölüm ile sekizgen gövdenin devamı olan üst bölüm olmak üzere iki kısma ayrılmış gibidir. Gövdenin alt kısmı, yukarıda da kısaca işaret edildiği gibi, mâil çatılı ve sivri kemerli revakla çepeçevre kuşatılmıştır. Revak gerisindeki gövdenin alt kısmında her cepheye yerleştirilen pencereler, bunların alınlıkları ve köşelerdeki sütunceler fevkalâde ince bir mermer işçiliği sergilerler. Revak çatısı üzerinde yükselen köşeleri kesik sekizgen gövdenin, cepheleri girişin yer aldığı cephe dışında, eş bir düzenlemeye sahiptir. Cepheler üstteki daha dar, iki enine gelişen dikdörtgen panoya bölünmüş olup üstteki düz bırakılmışken, alttakine mermerden sivri bir kemer kurulmuş bunun içine de ortadaki daha yüksek olmak üzere üçlü pencere grubu yerleştirilmiştir. Köşelikler iri gülbezeklerle doldurulmuş, panoların etrafı pembe kumlu mermer şeritlerle çerçevelenmiştir. Köşelerdeki pahlı yüzeylere ajurlu pencereler açılmış böylece iki kubbe arasındaki hacim bu pencerelerle aydınlatılmıştır. Gövdeyi üstte, çepeçevre dolanan mukarnaslı bir korniş ile onu takip eden palmetli bir akroter sınırlandırır. Yapı kurşun kaplı bir kubbe ile tamamlanırSlide 37: Sekilerden itibaren 3,65 m. yüksekliğe kadar çinilerle kaplı duvarlarda,giriş kenarı hariç olmak üzere çifter çifter pencereler açılmıştır.Düz atkılı ve ahşap kapaklı bu pencerelerle üst kenarı itibariyle aynı hizada bulunan dolaplar sekizgenin kesilmiş köşelerine yerleştirilmişlerdir.Bu alt sıradaki on dört pencereden ayrı olarak kemer alınlıklarında da üçlü pencereler açılmıştır.Ortadakilerden daha yüksek ve geniş olan bu alçı pencerelerin hepsi sivri kemerlidirler. Giriş açıklığının bulunduğu kenar, diğerlerinden biraz daha farklı tanzim ve tertip edilmiştir. Bu kenarın ortasındaki basık kemerli giriş açıklığının yerleştirildiği boşluk, mermerden sivri kemerli derin ve yüksek bir niş mahiyetinde olup bunun iki yanındaki duvarlarda merdiven boşluklarına yer verilmiştir. Basık kemerli ve mermer söveli dar kapılarla geçilen merdivenler hem girişin üzerindeki mahfile hem de çift cidarlı kubbenin ara boşluğuna çıkışı sağlamaktadır. Sekizgenin kesilmiş köşelerine, diğer kenarlarda birer dolap yerleştirilmişken bu kenarın ucundakilere mermerden kaş kemerli birer küçük niş açılmıştır. Giriş boşluğunun iki yanında başlayan zeminden 0,25 m. yükseklikli sekilerin bu iki yanda mermerden korkulukları vardır. Türbenin içi, hem devrinin en kaliteli çinileri hem de kalem işleri ve yazılarla zengince süslenmiştir. Sekilerden itibaren 3,65 m. yüksekliğe kadar pencere araları ve giriş niş kemerinin köşelikleri ile pandantifler çinilerle kaplıdır. Pencere ve dolapların etrafı bordür çinileriyle çerçevelenmiş ve aradaki dar duvar satıhları, beyaz zemin üzerine lacivert, firuze ve kırmızı benekli çiçek rozetler ve yaprak motifleri ile doldurulup süslenmiştir. 15 Bu kaplamanın hemen üzerinde lacivert zemin üzerine beyaz celi sülüsle âyetlerin yazıldığı geniş yazı kuşağı mekânı dolaşır .Bunun üzerinde ise palmetli bir bordür yer alır. Ayrıca, en altta, duvar boyunca uzanan kahverengi benekli çiniler dikkat çekicidirler. Sivri kemerli kapının köşelikleri palmet-lotüs motifli bir bordür çinisiyle çerçevelenmiş ve içi firuze üzerine beyaz ve kırmızılı Çin bulutlarıyla doldurulmuştur. Yine çinilerle kaplı pandantiflerin ortasında, dairevi madalyonlar içine yazılmış ism-i Celâl, ism-i Nebi, Çihar yar-ı güzin ve Hasan, Hüseyin isimleri bulunur. Madalyonların etrafı rozetler ve çiçeklerle doldurulmuştur. TÜRBENİN ÇİNİLERİSlide 50: HÜRREM SULTAN (Doğum Tarihi: 1502-4? / Vefat Tarihi: 15 Nisan 1558) Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi ve Sultan II.Selim'in annesidir.Ukrayna asıllıdır.Genç yaşta Osmanlı sarayına girmiş ve padişah eşi olmak üzere yetiştirilmiştir. 1520 yılında Kanuni’nin tahta çıkmasıyla, onun gözdeleri arasında yer alan Hürrem Sultan 1521'de Şehzade Mehmed'i dünyaya getirerek padişaha eş olma hakkını kazanmıştır. Şehzade Mehmed'in ardından 1522'de Mihrimah Sultan'ı, 1523'de Şehzade Abdullah'ı, 1524'de Şehzade Selim i (Sultan II.Selim), 1525'de Şehzade Bayezid'i ve 1531 yılında da Şehzade Cihangir'i dünyaya getirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem sultan ölümüne değin kocası Kanuni Sultan Süleyman'a uzun yıllar can yoldaşı olmuş ve pek çok tarihi olayda rol oynamıştır. Son yıllarını hastalıklar içinde geçiren Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman ile çıktığı bir Edirne gezisi sonucu 15 nisan 1558 yılında İstanbul'da vefat etmiş, Süleymaniye camii haziresine defnedildikten sonra türbesi inşa edilmiştir. İstanbul'da bugün Haseki olarak anılan semtte yaptırdığı külliye ile adına külliye tesis edilen ilk padişah eşi olma özelliğine de sahip olan Hürrem Sultan, bundan başka Edirne ve İstanbul'da birer su yolu ile Cisri Mustafa Paşa'da (Bulgaristan) bir cami ile kervansaray yaptırmıştır. Mekke ve Medine'de her yıl sadaka dağıtmıştır. Sultanahmet semtindeki adına yaptırılan haseki Hürrem Sultan hamamları da meşhurdur.Adına yaptırılmış pek çok vakıf eseri vardır.Slide 51: Türbe 1559 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır.Dıştan sekizgen, içten onaltıgen planlıdır.Kesme taştan inşa edilen türbeyi, mekana silindirik bir kasnağa oturan kubbe örter. Girişin önünde üç kemer gözlü bir revak yer alır. Türbe özellikle içindeki çinilerin renk ve kompozisyonu ile özel bir karakter arz eder. Türbe duvarları içte zeminden itibaren 3.75 m.'ye kadar çinilerle kaplıdır. Çininin yanı sıra ağaç işçiliğinin, kapı ve pencere kanatlarında kündekari tekniğinin nefis örnekleri sergilenmektedir. Türbede üç kişi medfundur; Haseki Hürrem Sultan: Doğum Tarihi: 1502-4?, Vefat Tarihi: 15 Nisan 1558'dir. Şehzade Mehmed: Sultan II.selim'in oğludur. Hanım Sultan: Kanuni Sultan Süleyman ‘ın kız kardeşi olan Hatice sultan'ın kızıdır. 1582 yılında vefat etmiştir. HÜRREM SULTAN’IN TÜRBESİSlide 52: Hürrem Sultan Türbesinden itibaren sıratlı tekniğinin uygulanmasıyla türbelerin içleri,çiçek bahçeleri gibi renklenip yeşillenmiş ve adeta solmaz renkleriyle bahar dalları, çiçekler,yapraklar ve dallar arasında türbede yatanlar,serin bahar bahçelerinde ebedi uykularına dalmışlardır.Hürrem Sultan Türbesinde panolardaki,siyah dallı,kırmızı ve beyaz çiçekli bahar ağacı ile birlikte laleler,karanfiller ve güller baharı kapıda müjdelerler.Mekanın onaltı kenarlı duvar satıhları,3,75 m yüksekliğe kadar şakayıklar,iri yapraklar,bahar dalları,lale ve karanfillerin süslediği çinilerle kaplıdır.Nişlerin köşeliklerinde,aşağıdan yukarıya doğru serpilerek uzanan kahverengi dallarla bahar çiçekleri açar.Sadece bu kompozisyon dahi,Hürrem Sultan’ın bir cennet bahçesinde ebedi uykusunu uyuduğunu telkine yetmektedir. TÜRBENİN ÇİNİLERİSlide 66: Gönül Öney-Zehra Çobanlı-Anadolu'da Türk Devri Çini ve Keramik Sanatı-Tc Kültür ve Turizm Bakanlığı-2007-İstanbul Gözde Ramazanoğlu-Mimar Sinan'da Tezyinat Anlayışı-İstanbul-1995 Hakkı Önkal-Osmanlı Hanedan Türbeleri Mimar Sinan Dönemi Türk Mimarlığı ve Sanatı-Türkiye İş Bankası-1988-İstanbul Prof.Dr.Hakkı Önkal-Selçuklu-Osmanlı Sultanları ve Türbeleri-Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları-Ankara-1999 Sitare Turan Bakır-İznik Çinileri ve Gülbenkyan Koleksiyonu-Kültür Bakanlığı-Ankara-1999 Tahsin Öz-İstanbul Camileri-I-II.Cilt-Türk Tarih Kurumu-Ankara-1997 Doğan Kuban-OSMANLI Mimarisi Mimar Sinan Dönemi Türk Mimarlığı ve Sanatı-Türkiye İş Bankası-1988-İstanbul Prof.Dr.Behçet Ünsal-İstanbul Türbeleri Üzerinde Stil Araştırması Tahsin Öz-İstanbul Türbeleri-MAKALE Oktay Aslanapa-Osmanlı Devri Mimarisi Dr.Yasin Yılmaz-Kanuni Vakfiyesi Süleymaniye Külliyesi-Vakıflar Genel Müdürlüğü-2008-İstanbul. İ.Aydın Yüksel-Osmanlı Mimarisinde Kanuni Sultan Süleyman Devri-(İstanbul’un 550.Fetih Yılı İçin)-İstanbul Fetih Cemiyeti- VI.Cilt-İstanbul Filiz Yenişehirlioğlu-Sinan Yapılarında Çini Kullanımı-Vakıflar Genel Müdürlüğü-İstanbul-1989 Kanuni Armağanı-Türk Tarih Kurumu,VII,ANKARA,1970. Selçuk Mülayim-Ters Lale Osmanlı Mimarisinde Sinan Çağı ve Süleymaniye-İstanbul-2001 KAYNAKLAR