RESMİN ÖYKÜSÜ

Views:
 
Category: Education
     
 

Presentation Description

20 -Modern Resim (2)

Comments

Presentation Transcript

Slide 1: 

RESMİN ÖYKÜSÜ HAZIRLAYAN : ONUR AYANGİL TIKLAYARAK İLERLEYİNİZ. SESİ AÇINIZ. NEO-EMPRESYONİZM POST-EMPRESYONİZM Modern Resim (2)

Slide 2: 

NEO-EMPRESYONİZM (Yeni izlenimcilik) Modern fiziğin gelişmesi ve yeni renk kuramlarının ortaya çıkmasıyla, empresyonizm sorgulamaya tutuldu : Resmin amacı salt anlık görüntüleri tuale geçirmek miydi Nesnelerin nasıl göründüklerinden çok, ne olduklarını yani yapılarını ve biçimlerini ele alıp irdelemek daha doğru olmaz mıydı ? Bu sorgulamalar sonucu Paul Signac ve Georges Seurat adlı ressamlar empresyonizmi sağlam ve bilimsel bir temele oturtma uğraşına giriştiler. Bu hareketin adı Neo-Em-presyonizm oldu. Signac’a göre resimde şu hususları dikkate almak gerekir: Sadece güneşin prizmatik renklerini kullanmak ve optik karışımdan yararlanmak (yanyana sürülen iki ayrı rengin göz tarafından o iki rengin karışımı gibi algılanması). Nesnenin kendi rengiyle onu aydınlatan rengin ayrı ögeler olduğunu unutmamak Değişik renkler arası denge ve oranı karşıtlık ve ışıma yasalarına uygun olarak sağlamak Fırça darbeleri boyutunu resmin boyutuna uygun seçmek Seurat’ya göreyse, resimde dikkat edilmesi gereken hu-suslar şunlardır: Sanat uyum demektir. Uyumsa tonlar, renkler ve çizgiler-deki dengedir. Tonların karşıtlığı açıklık ve koyulukta, renklerin kar-şıtlığı kırmızıyla yeşil gibi, birbirinin tamamlayıcısı olma-da, çizgilerin karşıtlığıysa birbiriyle dik açı oluşturma-larındadır. Resmin bu değişik ögeleri arasındaki uyumlara göre, bir kompozisyon huzurlu, neşeli ya da hüzünlü olabilir. Tonların ve renklerin kompozisyonu oluşturmasında kul-lanılacak teknik, optik karışımdır. İşte neo-empresyonizm bu kuramları koyan ve bu kuramlar doğrultusunda kurallar getiren bir harekettir. Neo-em-presyonistler boyayı noktalar ya da küçük lekeler halinde tuvale sürmekle ışığı daha iyi yansıtmak ve kenar çizgi-lerini daha çok dağıtmak olanağını yakalamışlardır.

Slide 3: 

Paul Signac (1863-1935) Küçük renk lekelerinin top-luca algılanması üzerine ku-rulmuş olan “Avignon’da pa-palık sarayı” adlı bu kompo-zisyonu izlemektesiniz.

Slide 4: 

Signac-Clichy bulvarında kar

Slide 5: 

Signac-Günbatımı

Slide 6: 

Signac-Kahvaltı

Slide 7: 

Signac-La Rochelle limanı

Slide 8: 

Signac-Marsilya limanı

Slide 9: 

Signac “Pazar günü”

Slide 10: 

Signac-Saint Tropez’de fırtına

Slide 11: 

Hareketin en önemli kuramcısı Georges Seu-rat (1859-1891) olmuş-tur. Seurat’nın yapıtla-rında figürlerin adeta stilize edilmiş olması sanatçının biçime ne denli önem verdiğinin kanıtıdır. Resimlerinde gereksiz hiçbir ayrın-tıya rastlayamazsınız. Sanatçının “Sirk” adlı yapıtı.

Slide 12: 

“Grande Jatte adasında bir Pazar günü” adlı bu yapıtta figürlerin ge-ometrikleştiğini, ve durgunlaştığını, empresyonizmin uçucu-kaçıcı ha-vasının ise yittiğini gözlemliyorsunuz.

Slide 13: 

Seurat-Honfleur’de akşam.

Slide 14: 

Seurat-La Maria, Honfleur.

Slide 15: 

Seurat-Modeller.

Slide 16: 

Seurat-Pudralanan genç kadın.

Slide 17: 

POST-EMPRESYONİZM (ard izlenimcilik) Empresyonizmin çalışma serbestliği, ışık etkileri, doğayı örnek alması gibi ilkelerini benimseyen, ancak nesneleri sağlam bir yapı içinde betimlemeyi amaçlayan, güneş renkleriyle yetinmeyip, paletlerine tüm renkleri alan ve doğayı yeniden biçimlemeye çalışan bir grup ressama post-empresyonistler denmiştir. Paul Gauguin, Vincent Van Gogh, Paul Cézanne ve Toulouse Lautrec en ünlü post-empresyonist ressamlardır. Paul Gauguin (1848-1903) kendini önceleri empres-yonistlerin pırıl pırıl renklerinin etkisine kaptırmış, daha sonraları, Martinik adalarına yaptığı bir gezinti esnasında ilkel toplumların büyüsüne kapılmıştır. Gauguin her türlü derinlik yanılsamasına karşıydı. Sanatçı resimlerinde her renk tonunu koyu bir çizgiyle çevreledi. Böylece her nesne de diğer nesnelerden adeta bir bölmeyle ayrılmış oldu. Bu tekniğe cloisonnisme diyoruz. Gauguin’in, dekoratif etkiyi arttırmak amacıyla, figürlerin oranlarını bozmaktan, perspektifi saptırmaktan, gerçek renkleri feda etmekten kaçınmadığını da gözlemliyoruz. Gauguin-Ne haber.

Slide 18: 

Gauguin-Kıskanıyor musun ?

Slide 19: 

Gauguin-Kumsaldaki atlılar.

Slide 20: 

Gauguin-Muzlar

Slide 21: 

Gauguin-”Pazar yeri”. Bu yapıtında, sa- natçının eski Mısır resimlerinin etki-sinde kaldığını görüyoruz.

Slide 22: 

Sanatçının “Sarı İsa ve Gauguin” adlı portresi.

Slide 23: 

Gauguin-Tahiti yaşamından bir sahne.

Slide 24: 

Gauguin-Vairumati.

Slide 25: 

Gauguin-Yolda karşılaşan Breton kadınlar.

Slide 26: 

Post-empresyonist hareketin diğer sanatçısı Hollanda asıllı Vincent Van Gogh (1853-1890) 25 yaşından sonra ressamlığa başlamıştır. Önceleri karakalemle köylüleri ve işçileri çizen sanatçı, Paris’e göç ettikten sonra em-presyonistlerin etkisine girmiştir. Bir ara arkadaşı Gauguin’in cloisonniste tekniğini öykündüyse de, gene de resimlerinde oylum etkisi belirgin olarak ön planda kal-mıştır. Van Gogh’un en özgün yapıtları Arles’da yaşadığı bir yıllık süre içinde ürettiği 190 adet resimdir. Kızgın güneş altında kavrulan, mistral rüzgarının etkisiyle ağaç-ların sarmaşdolaş boy gösterdiği bu kasabanın acımasız doğası, Van Gogh’un haşin karakteriyle birleşince, sa-natçının içdünyasının yansıdığı ifade yüklü yapıtlar sökün etmede gecikmemiştir. Sanatçının doğayı yeniden kendin-ce yapılandırdığı bu tablolarda biçimler, helezon ve yaylar oluşturacak şekilde kıvrık, dalgalı fırça darbeleriyle çarpıtılmıştır. Sanatçı boyayı tüpten çıktığı haliyle, karış-tırmaksızın sürmektedir. Bu kıvrak darbeler sayesinde resim deviniyormuş izlenimi vermektedir. Sanatçının “Sarı mısır tarlası” adlı bu yapıtında, bulutların dalga dalga dansına mısır tarlasının tempo tutuşunu izliyoruz. Mor tepeler bile bu dansın ritmine ayak uydurmuş. Bu devinimi, bu görsel şenliği, sanatçının dairesel fırça darbelerine borçluyuz.

Slide 27: 

Van Gogh-Akşam saatlerinde kafe teras

Slide 28: 

Van Gogh-Auvers sur Oise’da kilise

Slide 29: 

Van Gogh’dan ilk dönemlerine ait bir resim.”Ayakkabılar”.

Slide 30: 

Van Gogh-Mahsul

Slide 31: 

Van Gogh-Sanatçının Arles’daki yatak odası

Slide 32: 

Van Gogh-St. Remy dağları

Slide 33: 

Van Gogh-Tarlalar ve kargalar

Slide 34: 

Van Gogh-Zeytinlik.

Slide 35: 

Gauguin;in dekorasyona yönelik, Van Gogh’un coşkulu ve hırçın olmasına karşı Paul Cézanne (1839-1906) akılcıdır ve yapıya (strüktür) önem vermektedir. Işık konusunda empresyonist anlayışı benimsemesine karşın, müzelerde eski ustaların yapıtlarında gördüğü sağlam ve kalıcı yapıyı sağlamayı amaçladı. Cézanne’a göre sanatçı önce gözleri aracılığıyla doğayı oluşturan nesneleri görecek, sonra da beyni sayesinde bunları en uygun ifade etme yollarını yaratacaktır. Bu ifadenin ideale ulaşması için gereğinde biçimler ve renk-erin gerçekliğinden ödün verebilir. Böylece Cézanne’la modern sanatın en büyük serüveni başlamış oluyordu: doğadaki biçimleri kompozisyonun buyruğu altına sokmak. Cézanne’ın bir başka ilkesi de, sadece renklerden ya-rarlanarak resimde perspektif etkisi yaratmak olmuştur. Zira sanatçı bazı renklerin nesneleri ön plana çıkardığını, bazılarınınsa geriye götürdüğünü farketmişti. İşte sanat tarihine Cézanne’ın adını geçiren bu iki yeniliktir. Sanatçının perspektife başvur-madan cisimsellik ve derinlik duygusunu verebilmek için doğayı geometrik şekiller ha-linde betimlemek düşüncesiyle yaptığı son 10 yıllık çalışma-larından biri olan “Saint-Vitoire dağı” adlı bu tablosunda a-kılcılığın yapıtı adeta kübizme sürüklediğini görüyoruz.

Slide 36: 

Cézanne-Annecy gölü

Slide 37: 

Cézanne-Kara şato

Slide 38: 

Cézanne-Nehir kıyısı

Slide 39: 

Cézanne-Yıkanan kadınlar

Slide 40: 

Henri de Toulouse Lautrec’e (1864-1901) gelince, o çeşitli akımların resim tekniklerinden yararlanmasına karşın da-ima bağımsız kalmayı bilmiş bir sanatçıdır. Empres-yonistlerin saf ve açık renkleri kullanmaları ve yanyana fırça darbeleriyle boyayı kondurmalarını benimsediği için onu empresyonist sayabiliriz. Oysa ifadeciliğe verdiği önemi ve adeta karikatürsü çizimiyle ifadeyi daha da güclendirme çabalarını dikkate aldığımızda, onu ilerde inceleyeceğimiz ekspresyonistlerin arasına sokmamız da yadırganmaz. Bir kişinin resmini başarıyla yapabilmek için onun resmine hem kişiliğini ve düşüncelerini, hem de fiziğini ve psikolojisinin içyüzünü tam anlamıyla yansıtmak gerektiğine inanırdı. Bu nedenle de modellerine poz verditmez, onları günlük yaşayışları ve olağan davranışları içinde uzun uzun inceledikten sonra resimlerini yapardı. Hem paletine koyu renkleri de katması, hem empres-yonistlerinkine kıyasla yapıtlarında biçimlerin daha belirgin ve net olması nedenleriyle, yapıya verdiği önemi de göz önüne alarak biz Lautrec’i post-empresyonistlerin arasında anacağız. Derinlemesine karakter analizlerine yönelen sanatçı Japon resminin de etkisiyle son derece yalın bir teknik uygulamış ve XIX. yüzyıl Paris’inin eğlence dünyasını betimlemiştir: kabareler, müzikholler, barlar, kankan yapan dansçılar, artistler, genelevler ve fahişeler. Sanatçının en çok yararlandığı modeller fahişeler olmuştur. Bunun nedenini Lautrec şöyle açıklamakta: “bildiğimiz modeller çok katı ve soğuk; fahişelerse canlı ve yaşam dolu.” Lautrec-İki kız arkadaş

Slide 41: 

Lautrec-Jane Avril Lautrec’ten bir afiş “Aristide Bruant”

Slide 42: 

Lautrec-Çorabını çeken kız Bir afiş “La Goulue”

Slide 43: 

Lautrec-İki kız arkadaş Lautrec-Doktor muayenesi

Slide 44: 

Lautrec “Moulin Rouge’da vals yapan iki kadın”

Slide 45: 

Lautrec-Tualet Devam edecek onurayangil@gmail.com

authorStream Live Help